Ne zaman sınırlarımdan kurtulduğumu hissetsem, aslında en çok sınırlandığım zaman oluyor.
Bir ekran ve klavye önünde oluyorum. Elimde fare, tıklayarak kanatlanıyorum. Hiç göremeyeceğim gezegenleri görebiliyor, duyamayacağım orkestralara ulaşabiliyorum. Yapamayacağım hesaplamalar parmak uçlarımda, Çin’de olsa, peşine gideceğim bilgi anında elimin altında..
Ama özgür sandığım kadar özgür müyüm? Fiziksel olarak kapalı bir odada olmaktan ya da bir diz üstüne bağlanmaktan bahsetmiyorum sadece.
Hiç omzunuzun üzerinden gazetenizin okunduğunu hissettiniz mi? Ya da yemek yiyen bir sokak kedisini izlediğinizde ne kadar huysuzlaştığını farkettiniz mi?
Artık, sınırlarımı aşabildiğim tek noktada daha da sınırlanmış hissediyorum kendimi.
Derdim önce veri madenciliği ile başladı. Ne aradığımı, ne dinlediğimi, ne satın aldığımı, arkadaşlarımı, politik görüşlerimi, ne okuduğumu, kiminle çalıştığımı, ne yazdığımı, ne gördüğümü, ne izlediğimi, nereye gittiğimi, hangi servis sağlayıcıyı kulladığımı, hangi sunucularım olduğunu, hangi derneklere/vakıflara üye olduğumu, hangi yazılımları kullandığımı ve bunların hepsinin terslerini, yani benim hakkımda her şeyi depolamaya başladılar. Internet kullanabilmek için önce ruhumu satmam gerekmeye başladı. Artık cebimdekinin içindekini değil, “içindekiyle ne yaptığımı” alarak bana hizmet vermeye başladılar.
Para gitti, yerine veri geldi. Bir nevi değiş-tokuş ekonomisi.. Üstelik değiş-tokuşu yaptığım ve ruhumu pazarlamaya başladığım halde, reklamlarla kazançlarını katlayıp, hizmetten daha az faydalanabilmemi sağladılar.
İş öyle bir noktaya geldi ki, Internet kullanmak demek, “hasta/doktor mahremiyeti tanımayan bir psikoloğa içini dökme zorunluğu” haline geldi.
Kanıksadık. Önümüze, ayak uçlarımıza bakmaya devam ederek yaşamımızı sürdürüyoruz.
(Tam bu satırları yazdığımın ertesi günü, ReadWriteWeb de Sarah Perez, aynı konuda “Çevrimiçi Anonimliğin Sonu” isimli bir makale yayınladı. Makaleye buradan ulaşabilirsiniz: http://www.readwriteweb.com/archives/the_end_of_online_anonymity.php )
Sonra, sonra daha tehlikeli bişeyler olmaya başladı.. “Özgür” olmanın cezasız kalmaması gerektiğini bilenler, “özgür” bir ortamda cezalandırılmamışların kaldığını anladı. Hükümetler kontrolü ellerine almaları gerektiğini farketti. Ve asıl özgürlüğümün en aza indiğini o zaman farkettim.
Beni korkutan konu işte burada başlıyor. Ruhumu satarak hizmet almayı yeni yeni kanıksamışken, bir de baktım, “Veri Madencisi Büyük Ağabeyler”e bir de devletler ve hükümetler karışmaya başladı. Yavaş yavaş, bildik basit ama sonuçları garantili yöntemlere başvurmaya başladılar. Çocuk pornografisi/istismarı ve kumar ile mücadele gibi incelikli konuları öne sürerek yavaş ama emin adımlarla Internet’i elimizden almaya başladılar.
Faşizan/Despotik hükümetler keskin – katı internet kontrol mekanizmaları geliştirdi. Bu konuda en ciddi sorunları ortaya koyan Fransız Sivil Toplum Örgütü, “Basın Özgürlüğü için Hudutsuz Muhabirler” – “Reporters sans frontières” (http://www.rsf.org/) Internet’in Düşmanları – Kara Delikleri listesini yayınlıyor.
Bu listede, Internet konusunda en köklü yaptırımları uygulayan ülkeler veya hiç internet bağlantısı sağlamayan ülkeler bulunuyor. Listeyi ve bu ülkelerdeki Internet özgürlüğü sorunları hakkındaki özetlerimi aşağıda veriyorum.
- Belarus: Internet devlet tekelinde, filtreleme ve bloklama konusunda sınır tanınmıyor.
- Burma: 2 Servis sağlayıcı askeri cunta tarafından denetleniyor. Uluslararası haber sitelerine erişim dahi yasaklı..
- China: Hapse atılan blogcular, ulusal web/eposta/sohbet içerik filtreleme
- Cuba: Sadece beyaz listeli erişim, yüksek maliyet, Hapis cezaları
- Egypt: Dini ve Politik alanlarda hükümet karşıtı görüşlü blog yazarlarına yüksek hapis cezaları
- Iran: Dini ve Politik yayınlara keskin yasaklar, geniş bant bağlantı yasağı
- Kuzey Kore: Yaklaşık olarak hiç internet bağlantısı yok. Beyaz listeli bazı servisler ve haber sitelerine erişim.
- Suudi Arabistan: Devlet eliyle geniş çapta filtreleme, dini görüş bildirenler için hapis tehlikesi ve 1 hapis vakası
- Suriye: Devlet eliyle geniş çaplı filtreleme, içerik filtreli eposta, global site yasakları, hapis riski
- Tunus: Devlet Eliyle internet bloklama, belirli şartlarda eposta içerik kontrolü
, internet bağlantısı için kişisel bilgi kaydı ve aralıklı güncelleme, hükümet karşıtı görüşlerde yazı yazanlar için hapis riski - Türkmenistan: devlet kontrollü ve katı filtrelemeli internet bağlantısı
- Özbekistan: Devlet kontrollü internet çıkışı,hükümet karşıtı haber yayınlarına sebepsiz kapatma
- Vietnam: Devlet ortaklıklı servis sağlayıcılar, içerik kontrolü ve site bloklama, hükümet aleyhtarı ve özgürlükçü blog yazarlarına hapis, internet polis gücü
wikipedia’da bulunan İnternet kara delikleri listesinde bu yukarıdaki ülkeler yazıyor. Ancak rsf.org da bunlara 2 adet daha ülke eklenmiş.
- Etiopya: Özgürlük veya İnsan hakları üzerine sitelere “teknik sorunlar” ancak sansür değil.
- Zimbabwe: Gazeteci ve blogcular için kayıt olma zorunluluğu, Web ve Eposta içerik kontrolü
Bu ülkelerin geniş çaplı ve yasalaştırılmış olarak yaptıkları bloklama/yasaklama hapis cezaları gibi “Internet suçları önleme” önlemleri sadece bu gibi 3. dünya ülkelerinde değil aynı zamanda Avrupa ve Amerika ülkelerinde de görülmeye başlandı. Örneğin;
Birleşik Krallık (UK), içinde, British Telecom Servis Sağlayıcısı CleanField isimli bir içerik engelleyici kullanıyor. Ayrıca 2007 sonu itibari ile tüm servis sağlayıcıların, CleanField benzeri bir içerik engelleme platformu kullanması zorunluluğu bulunuyor. Şimdilik sadece çocuk pornografisi ile ilgili içeriklerin yasaklanması beklenen bu filtrelerin listelerini, Birleşik Krallık içindeki servis sağlayıcılar tarafından desteklenen “Internet İzleme Vakfı – Internet Watch Foundation” hazırlıyor. Bu vakıf listeleri internet kullanıcılarından gelen ihbarlar ile hazırlıyor. Ve dünya üzerinde Yunanistan, Avusturya, Belçika, Fransa, Almanya, Danimarka, İrlanda, İzlanda, İspanya, İtalya, Hollanda, Polonya, İsveç, İskandinavya Devletleri, Avustralya, ABD, Güney Kore ve Tayvan devletlerinde de kolları bulunuyor.
Aslında Birleşik Krallık içindeki Internet yasakları sadece çocuk pornografisi ile sınırlı kalmıyor. Örneğin, Şeker yerine geçen bir tatlandırıcı üreten İngiliz Tate & Lyle PLC şirketi avukatları vasıtasıyla, bazı hakaret yasalarını kullanarak hukuk yolu ile, bu tatlandırıcının sağlık zararları üzerine çalışmalar ve yayınlar yapan Amerikalı Joseph Mercola‘nın sitelerine, İngiltere içinden erişim engelemesi koydurabiliyorlar.
(http://en.wikipedia.org/wiki/Internet_censorship_in_the_United_Kingdom)
İtalya‘da çocuk pronografisi siteleri, servis sağlayıcıların DNS dosyalarına zorunlu düzenlemeler ile yapılıyor. Piratebay.org isimli torrent sitesi 2008 Ağustos‘undan beri yasaklı durumda. Ayrıca Levi-Prodi Yasası olarak bilinen ve taslağı mecliste onaylanan yasa ile İnternet üzerinde yayın yapanların ve amatör/profesyonel farkı gözetilmeksizin blog yazarlarının iletişim başkanlığına kayıt olmalarını ve vergi ödemeleri zorulu kılıyor. Bu yasa ile internetin Italya için sona erdiği düşünülüyor. (http://www.z-oc.com/blog/2007/10/new-law-demands-bloggers-to-be-journalists-in-italy-prision-as-penalty/ / http://www.spiderlessweb.com/?p=16).
Bunlar göze batan ve dikkat edilecek olan bir kaç tanesi. Ancak bunlardan başka bir çok ülkede büyüklü küçüklü yasaklama ve kontrol mekanizmaları bulunuyor. Bunun ile ilgili wikipedia makalesine buradan ulaşabilirsiniz; http://en.wikipedia.org/wiki/Internet_censorship
Avrupa‘da bile internet engellemeleri bu tür boyutlara varmışken bizim gibi hangi dünya ülkesi olduğunu anlamakta zorlanan bir ülkenin de bu konuda bişeyler yapmaması doğal kaşılanamazdı.
Bu konuda en iyi bildiğimiz kampanya, 2007 yılının başlarında ortaya çıkan ve bir anda medyayı ve Türkiye’yi kasıp kavuran çocuk istismarları haberleri olsa gerek. Tabii ardından da neredeyse hiç vakit kaybedilmeden çıkarılan, pedofili yasası olarak değerlendirilebileceğimiz 5651 Numaralı “INTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN” Türkiye internetinin zapt-u rapt altına alınması çalışmasının başlangıcı oldu. (http://bt-stk.org.tr/k5651.html)
Hemen ardından, İngiltere ve daha önce bahsettiğim birçok ülkede konuşlanmış ihbar hatlarının bir benzeri de http://www.ihbarweb.org.tr/ adı ile burada kuruldu. Burada kurulanın İngiltere’de olandan bir farkı, Telekomunikasyon İletişim Başkanlığı tarafından devlet eliyle kurulması.
Bu ihbarweb.org.tr adresinin yanında, kullanıcıları bilgilendirme amaçlı olarak da www.guvenliweb.org.tr adresinde bir portal açıldı. Bu portal üzerinden yayınlanan Kasım 2008 başı itibari ile http://www.guvenliweb.org.tr/content/ihbar-istatistikleri-güncellendi adresinde verilen resmi bilgilere bakıldığında, TIB – Türkiye Internet Başkanlığı 923 adet Re’sen, 264 adet yargı yolu ile siteye yasak getirmiş bulunuyor. Burada dikkati çeken Re’sen yani “görevinden ötürü” yapılan yani herhangi bir yargı yoluna başvurulmadan yapılmış yasaklamaların, yargı yolu ile yapılmış olan yasakların sayısını katlamış olması.
Görüldüğü üzere “müstehcenlik” konusunda yapılmış olan 376 Re’sen yasaklamaya karşı 38 Yargı yoluyla yasaklama bulunuyor. Tüm yasakların %38′i kadarı müstehcenlik üzerine, %35′i çocuk istismarı üzerine engellemeler.
Bir diğer dikkat çekici konu ise, http://www.guvenliweb.org.tr adresine gelmiş olan 28.595 adet (14.503 Gerekli, 7.355 Gereksiz, 6.737 Mükerrer) ihbar yani “Internet jurnalciliği”.
Burada dikkatimi çeken re’sen yapılan engellemeler. 5651′in 8 Maddesi 4 Fıkrası TIB’e 8. Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) ve (5) numaralı alt bentlerinde belirtilen yani “Çocukların Cinsel İstismarı” ve “Müstehcenlik” konularında bu re’sen engelleme görevini tanımlıyor. Ancak baktığımız istatistiklerde 118 adet fıkrada belirtilmemiş suçlarla ilgili re’sen engellemeden bahsediliyor. Bu konunun hukukçular tarafından incelenmesi gerekiyor olabilir. Ben hukukçu olmadığım için yanlış değerlendirmede bulunuyor olabilirim.
Tabii sansür konusunda işin, www.richarddawkins.net / www.gazetevatan.com.tr / www.egitimsen.org.tr gibi yasaklanması normal sayılamayacak sitelere ve tek bir zat-ı muhteremin çabalarıyla ulaşması konunun ne kadar muğlak ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı olduğunu ortaya koyuyor. (http://www.bianet.org/english/kategori/bianet/111029/adnan-oktar-nacizanebilgi-comu-da-erisime-kapattirdi / http://www.ntvmsnbc.com/news/460394.asp)
Çıkarılmış olan 5651‘in doğrudan olmasa da dolaylı olarak, ifade özgürlüğü konusunda olumsuz bir etki yaptığını düşünüyorum. Üzerine aldığı tepkileri hak ettiğini yasaklanan sitelere ve içeriklerine baktığımızda görebiliyoruz.
Yazının gayet uzadığını ve artık buraya kadar okumuş kimsenin kalmadığını düşünerek yazıyı burada kesiyorum. Belki daha sonra “ne yapılıyor“, “ne yapılmıyor“, “geçici olarak ne yapabiliriz” gibi konularda yazabilirim.
Lütfen düşüncelerinizi/yorumlarınızı/tepkilerinizi yorumlar kısmında belirtmeyi unutmayın.
Not İncelenebilecek bazı linkler:
Bu linkleri araştırmam esnasında üzerine konuşmak üzere toplamıştım. Ancak yerleri gelmedi veya yazı içinde henüz yer bulamadılar. Şimdilik doğrudan onları inceleyebilirsiniz.
STKların 5651 açıklaması http://www.kampanya.org.tr/sansur/
Çin, Altın Zırh Projesi http://en.wikipedia.org/wiki/Golden_Shield_Project
Tayland – http://en.wikipedia.org/wiki/Internet_censorship_in_Thailand
http://en.wikipedia.org/wiki/Data_haven
http://en.wikipedia.org/wiki/Tor_(anonymity_network)
http://en.wikipedia.org/wiki/Psiphon
http://en.wikipedia.org/wiki/Java_Anon_Proxy
1. Yorum , Ali Erkan
4/Ara/2008 , 7:50 pm
Listede adı geçen yasakçı ülkeler sadece internet konusunda böyle bir uygulama yapmıyor, yasaklamak genel bir politika bu ülkeler için, bu nedenle oralardaki özgürlük sorununun sadece internet bağlamında ele alınması eksik ve yanlış olur.
Her konuda günü kurtarma telaşında hareket eden Türkiye gibi ülkeler ve özgürlüğün kitabını yazdık havasındaki İngiltere gibileri için ise durum farklı. İnternet devrimi o kadar hızlı büyüdü ki bırakın hantal resmi kurumları ve hukuk bilginlerini bilişimle iç içe olan insanlar bile afallama yaşıyor. Sonuçta interneti hala 10 yıl önceki haliyle bir çeşit gelişmiş medya olarak algılamaya devam ediyoruz. Oysa internet bir sosyal yaşam alanı.
Bu açıdan bakınca her şey yerine oturuyor; mesela şimdi birisi bir restoranda adam öldürdü diye restoran sahibini hapse atıp restoranı kapatmak, yutub’u kapatmak ile aynı şey. O zaman birisi bir yerde bir çocuk prngrfsine karıştı diye her gün benim işe gidip gelmem, nerede ne yiyip içtiğim takip edilsin, girip çıkacağım yerleri devlet belirlesin.
Ama şimdi bu işi nasıl çözersin derseniz zaten bilseydim çoktan duyardınız, soruyu bütün dünya biliyor zaten buna bir verilmesi cevap lazım.
Ama önce internetin tanımından yani bir sosyal yaşam alanı olduğu gerçeğinden yola çıkmalıyız.
2. Yorum , Devrim GÜNDÜZ
4/Ara/2008 , 8:12 pm
Sonuna kadar okudum.
3. Yorum , j-joey
5/Ara/2008 , 10:43 am
ben de sonuna kadar okudum…
“ne yapılıyor, ne yapılmıyor, geçici olarak ne yapabiliriz” sorusuna cevaben tek kelimem var “hiçbirşey…”
5651′in mimarları bu tür sonuçlar getirmesini beklemediklerini, yasakların amaçlarını aştığını dile getiriyor. söz ve özür üstüne söylenmiş bazı bildik laflar vardır hani, anladın sen onu…
ama bana kalırsa sansür iyidir
4. Yorum , Exxon Valdez
5/Ara/2008 , 4:28 pm
Güney Amerika dikkatimi çekti. Hem Internet altyapısı yeteri kadar gelişmiş, hem de sınırlama boyası bulaşmamış. Yine İspanyolca öğrenesim geldi
5. Yorum , Hasan Ozgan
5/Ara/2008 , 4:57 pm
Benide rahatsız eden bence internetin geleceği konusunda endişelenmemiz ve birşeyler yapmamız gereken önemli bir konuya değinmişsin kardeşim.
İnterneti marketing tayfasına kaptırmak, herşeyin reklam odaklı olmasından, birazda biz garaj’dan çıkan startup sevdalılarının reklamdan para kazanırız demesiyle başlamadı mı herşey. Öncesinde bu kadar yoğun değildi ki.
Devletlerin böyle bir yapılanmaya girmelerine şaşırmadım. Açıkçası nasıl bu kadar geç farkettiklerine şaşıyorum. Ama internet kültürünün ataları olan Hacker abilerimiz neden bu gidişe dur diyemiyorlar bilmiyorum. Hadi onlar danışmanlık şirketleri kurup emekliye çekildi diyelim, peki biz ne yapabiliriz. Hacker manifestoyu okudukça tekrar soruyorum bu soruyu kendime.
6. Yorum , Levent YILDIZ
6/Ara/2008 , 6:44 am
Arkadaşlar,
Youtube yasaklıyken giremedik mi sanki?
Internet organik bir yapı.Organizmaya bir parazit girdiğinde savunma sistemi hemen icabına bakıyor.Http tunnel lar çalışmaya başlıyor.
Haa… ancak dinleyebilirler.Çinliler ikidebir şifreleme algoritmalarını kırmasalar daha iyi olcak ama genede bu algoritmalarla özelimizi koruyabiliriz.
Bunu konuyu yazılım key lerine benzetiyorum.Biri yeni bir key algoritmasi cikartiyor, diğeri kırıyor…ve bu böyle devam ediyor.
En hat safhalı kısıtlama yapmaları için port bağımsız protokol çözümleme olayına girmeleri gerekir ki, merak etmeyin kimse o kadar donanım için ihale açamaz
Her konuda olduğu gibi bu konuyu da matrix ile bağlamak istiyorum.
Mimar neden Ajan Smith’i yenmek için Neo’ya ihtiyaç duydu? Çünkü ajan Smith’in matrix de hangi insanın içine girdiğini bulması için tüm bağlı insanları dinlemesi gerekirdi ve bu teknik olarak mümkün değildi.Onun için filmin sonunda Neo Smith’in kendini kopyalamasına izin verdi.Neo’nun vücudu Mimar’ın elindeydi…
))
7. Pingback , HERSEYTR RSS YANSILARI » Hayallerin ötesine geçen bir yer
8/Ara/2008 , 2:57 am
[...] internete bakışım bu, Linux gezegenine düşen bir yazıya yaptığım yorumdan sonra bunu paylaşmak [...]