Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkartır!

not:Aşağıdaki yazı Reha Muhtar’ın 5 Aralık 2007 tarihli “Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkartır!” başlıklı yazısıdır. İnternet üzerinden aynen alınmıştır.Orijinal yazıya buradan erişilebilir.

Bugün Bahman Nirumand isimli bir gazeteci-yazarın anlattıklarını sizinle paylaşmayı istedim…
Elbette bu yaşananların Türkiye ile hiçbir bağlantısı yok…
Yine her yaşanan bir tecrübedir…
Bahman’ın tecrübesini paylaşmak istedim sadece sizinle…
“Merhaba. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.
Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.
Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.
ÜZERİNDE DURMADIK Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti.

Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına “İslam Mahkemesi” denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çarptırıldığı haberini okuduk.
Haberi ciddiye almadık; “Üç beş sapsızın işi” dedik.
Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. “Ufak tefek şeylerin” toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardıardına alınmaya başlandı.
“Müslüman kadınların yanında fahişelerin yeri yoktur” denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hala büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! “İttifak” “Eylem Birliği” gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
GEÇİŞ SANCILARI SANDIK
Humeyni, “Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız” diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
Şiraz’da “İslam Mahkemesi” eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda “Tamam bu sonuncusu” diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.
Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.
Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.

REFERANDUM OYUNU!

Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.
Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.
Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”
Kuşkusuz bu bir oyundu…
Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: “İslam’a evet mi, hayır mı diyorsunuz?”
Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: “Önemli olan Cumhuriyet’tir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?”
Sonuçta, “evet” diyen 20 milyon, “hayır” diyen ise sadece 140 bindi.
Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

HALKI ANLAYAMADIK

Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.
Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal “Ayendegan” Gazetesi’ni kapattırdılar. Sıra sonra “Keyhan” Gazetesi’ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.
Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.
Örtünmek moda oldu!
Tüm bunlara “gelip geçici bir fırtına” diye bakmak ne büyük yanılgıydı.
Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.
Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.
Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.
Kaçanlardan biri de bendim.
Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.


Etiketler: , , , , , , , ,

6 Responses to “Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkartır!”

  1. Ömer Fadıl USTA Says:

    Bazı kişiler Yüce Atatürkün ismini ve yaptığı devrimlerin adını pis ağızlarına alarak sözde Atatürkçülükle , sözde ilericilikle kişilik haklarına saldırıda bulunurlarken , siz Özgür yazılımdan , özgür konuşmak , özgür düşünmekten konuşurken bir yandan da o propagandacıların oyunlarına geliyorsunuz.

  2. isimsiz Says:

    Ömer Fadıl USTA dediklerinize aynen katılıyorum yazık oluyor bizlere akp yi sevmem, kısaca siyasetten nefret ederim, tek amaçları akp yi yıkmak ve bunun içinde Yüce ATATÜRKü, dindar kesim iiçinde dini kullanmak çok alçakça birşey.

  3. mehmet Says:

    İran ve Türk tarihini okumamış, iki millet arasındaki farklardan zerre kadar haberi olmayan, tek yaptığı insanları korkutmaya çalışmak, var olmayan öcüler yaratmak olan birinin yazısı. Mesela Türkiye Kongo Demokratik Cumhuriyeti olur mu diye tartışsak?

    (Notlar: İran’da laik Türkiye’de bulunandan daha fazla kadın akedemisyen vardır.Bizim 1 üniversite ile katıldığımız robot yarışmalarına 15 üniversite ile katılmaktadırlar. Şeriatla yönetilen İran’da her yıl batı dillerinden laik Türkiye’ye göre daha fazla kitap çevirilir ve bizim çevirilerimizden daha kalitelidir. Çok beğendiysen oraya git gibi bir cevap basit olur.Daha derine inmek lazım.)

  4. Erdem Says:

    Türkiye İran olmaz. Zamanında fethettiğimiz yerlere benzemeye mi çalışacağız. Bir kaşık suda koparılan kıyamete bak. Başörtüsü de Anadolu’da yüzyıllardır var. Eskiden de üniversitelerde giyim kuşama karışılmıyordu diye hatırlıyorum. Yanlış mı hatırlıyorum acaba.. Biz zamanında fethettiği yerlerde bile hristiyanların inançlarına karışılmayacağını bildirmiş II. Mehmet’in torunlarıyız.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Mehmed_II#Mehmed_II.27s_Firman_on_the_Freedom_of_the_Bosnian_Franciscans

  5. Cevval Portakal Says:

    Aslında Reha Muhtarın kafasının pek hızlı çalışmadığını düşünürdüm ama böyle bir makaleyi araştırmış, bulmuş yayınlamış. Tebrik edesim geldi.

    @mehmet, İran ve Türk tarihi arasında geleceğimize yön verebilecek ne tip büyük bir fark vardır acaba, biraz açıklar mısınız? Yani Türk Tarihi nasıl bir özelliğe sahiptir ki, türk halkı da islami rejimi kaldıramasın.
    İran’ın bizden daha fazla kadın teknisyen yetiştirmiş olması, robot yarışmalarına 15 üniversite ile katılması, çevirilerinin daha iyi oluşu benimsedikleri sistemin yararlı olduğunu mu gösterir. Toplumun, bedeli ne olursa olsun, üretken oluşu mu mühimdir?

    @Erdem, Anadolu’da yüzyıllardır bulunan başörtüsü hangi reformun getirisiydi. Başörtüsü tesettür müydü? Anadolu kültüründe tesettür var mıydı? Muhafazakarlık başlığı altında sokuşturulan türban, gerçekten de Türk muhafazakarlığının bir parçası mıydı? Yüzyıllardır Anadolu’da benimsenen İslam anlayışı Fethullah’ınkiyle bir miydi?
    Medrese mollalarının ve Osmanlı Sarayı Halifesi’nin gözüyle bakmayınız, halkın ürettiği eserlere fikirlere bakınız. Bilmiyorsanız da araştırınız, bu halk o yüzyıllar boyu ne istemiş, neden korkmuş öğreniniz. Bir daha ki seçimlere kadar da lütfen öğrenmiş olunuz, iş işten geçmezse vatana millete hayırlı olacağından şüphem yok.

  6. can Says:

    Mehmet efendi çok beğendiysen oraya git!

Leave a Reply