Bugün, bu satırlarda hiç yapmadığım bir şey yapıyorum. Buradan siyasal gündem ile ilgili yazacağım. Siyasal gündemimizin kitlendiği örtünme ve düğümü konusu ekseninde *kalmayan* asıl sorundan bahsetmek istiyorum. Gündemin kitlendiği, zurnanın zırt dediği düğüm ile siyasal erkin politik düşünü arasındaki bağ yüzünden, sahte gündemimizi türban ekseninden ayırmak ve gerçek soruna gelmek çok zor.
%53 lük bir oy ile kabul edilmeyen siyasal erkimiz, kendini %47 lık bir oligarşi hatta monarşi saymakta, bu yüzden “uzlaşı” adı altında demokratik bir unsur olan muhalefetin her türlü erk kararına boyun eğmesini bekliyor. Hatta yanına muhalefet olması gereken “hasat çiftçilerini” ve bırakın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmeyi, mapus damından dışarı adım atmaları kabul edilemeyecek “az bağımsız az partilileri” de alarak, Anayasamızın altına dinamit diziyorlar. Hatta bu monarşik tutumun en güzel göstergesi “sivil anayasa” adı altında yapılmakta olan çalışmanın, büyük gizlilik içinde anayasa uzmanlarından ve halktan dahi gizlenerek yapılmasıdır. Halen daha ortada ne bir taslak ne bir ipucu bulunuyor. Çünkü yapılmakta olan Mustafa Kemal’in ve “Devrim yasaları” nam-ı diğer “Atatürk İnkılapları”nın yok edilmesi ve ABD projesi olan Ilımlı İslam projesinin tamamlanarak 2. adım olan ve büyük ihtimalle siyonist projesi olan İslam Cumhuriyeti yönüne çark ettirilmesidir. Konu ile ilgili olarak İran Devrimi konusunda biraz bilgi edinmek, konunun ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak açısından çok gereklidir.
Unutulmaması gereken, Dinin “kitlelerin çobanı” olarak kullanıldığıdır. Bunun en uçuk örneği Portekiz diktatörü Salazar’ın 3F uygulamasıdır. Futbol, Fado ve Fatima. Bugün Futbol ve Fado’muz, Süper lig, iddaa ve hafifletilmiş ya da sünnetli rock, sünnetli hip hop, pop ve arabesk müzikleri ile tamamlanmış bir süreçtir. Tamamlanmayan 3.F de Fatima yani Din’dir. 3F sürecinin tamamlanamama sebebi, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhuriyetin ilerici görüşü ve İnkılaplardır. İşte bugün, 3F sürecine giden yoldaki son kalelerin surları ve burçları bombalanıyor.
Meclisin yollarının ve kapılarının kilitlenmesine varan bu sanal gündemin temelinde yatan, “velev ki siyasal simge” olan *türban* mıdır? Bu sorun sadece baş örtüsünü dini bir zaruriyet gören dini bütün insanlarımız, konuyu iyi değerlendirememekte, konuyu “Laiklik dinsizliktir.” karşı tezi ile değerlendirerek Laik/Dinsiz karşısında da Dindar/Özgürlükçü çatışması oluşturmaktadır. Bunun en iyi okunabildiği yerler, akademik kurumlarımız yani üniversitelerdir. ‘80 görmüş tanıdıklarınız varsa konuyu nasıl gördüklerini sorabilirsiniz. Size 80 öncesi sağ-sol çatışmasına giden sürece çok benzediğini ancak bu sefer sağ-sol çatışmasına benzemeyen, daha da kanlı olması muhtemel “Cihat” benzeri unsurlar taşıdığını söyleyeceklerdir. Bu kutuplaşmanın bir an önce engellenmesi, herkesin sağduyulu olması gerekmekte. Ancak kutuplaşmanın Siyasal erk tarafından iteklendiği görülüyor. Kazanın altını ateşe vererek, alttaki ateşe yönelmiş kamuoyu ilgisinin, kazanın içinde olan bitene dikkat etmesinin, engellemeye çalışıldığı ortadadır.
Bu şekilde nelerin arkada kaldığını tarih ve manşetler bizlere anlatabilir, Bunlardan bazılarını önümüzdeki günlerde görebileceğiz. Örneğin, 2B orman arazilerinin satışı, Daha önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmiş Vakıflar kanunu, Özel okulların teşviki ve üniversitede öğrenci katkı paylarının yükseltilmesi. Ayrıca İmam Hatip okullarının teşvikine gidecek, katsayı balanslarının da gündemden düşürülmeye çalışıldığı kesin.
Bugün bazılarımız Meclis önünde veya duvarında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” yazan “Kendilerine ait Büyük Millet meclisi”ne giden yolda durdurularak eylemlerini yaptılar. İçeride “Düğüme özgürlük savaşı verenlerin” emri ile, kendilerini vekillerine duyurmalarından men edildiler. Bu eylemlerin sadece bez parçası ekseninde kalmaması gerekiyor, siyasal erkin hatalarına, yanlış duruşuna, Egemenliği Halkın elinden çekip almasına, Egemenliği kuklacılarına tamamen bırakmaya çalışmalarına, el etek öpüp fotoğraf çektirmelerine, Meşru müdafa hakkımızı kullanmak için izin istemelerine, Vekil ve/veya belediye başkan aday adaylarının teşekkür için el öpmelerine, gemicik hakkımız yerine, kömür hakkı verilmesine, Aziz Nesin’in oğullarının, Nesin hikayesi konusu olacak duruma düşürülmesine, “Ananı al da git” diyenlere, işsizlik sorunu için “Senin oğlun da işsiz kalsın” çözümü sunanlara, Bankaları, Kamu iktisadi teşebbüslerini yabancılara aktarıp, yabancı sermayeye sevinmelerine, Belediye kasalarının önce yol daraltıp ardından yol genişleterek talan edilmesine, bebek katilerinin “sayın” diye anılmasına, şehitlerimize kelle denmesine, Başkentin ve Merkez bankasının içinin boşaltılmasına dur demeye devam etmek gerekiyor.
Bugün devrim yasalarını engellemeye çalışanlara dur demek için, devrim yasaları ile, yasal hakkım ile “sessiz ve kişisel bir eylem” yapıyorum. Bu gün kadük duruma gelmiş yani, “Değerini, önemini yitirmiş, eskimiş” sayılan, hatta TCK’da yaptırımı bulunmasına rağmen yaptırımı uygulanmayan 671 sayılı Şapka Kanununun 2.bendinde belirtilen, “Türk halkının umumi serpuşu” olan şapka takmaya başladım. Şapkayı seçerken devrimlerin kaynağı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi, “siperi şemsli serpuş” olan fötr bir şapka tercih ettim. Bu tercihimde Atatürk’ün genellikle fötr kullanmasını da dikkate aldım. Bu sayede başımda şapkamı görenler sessiz eylemimi görüp merak edecek, aynı zamanda sorarak konuyu öğreneceklerdir. Fötr yerine, kasket veya siperi şemsli olan günümüz spor şapkalarından kullasaydım bu şekilde bir ilgi uyandırma şansım olamazdı. (Şapka kanununu yazımın sonunda veriyorum.)
Ne Yazık ki fötr şapka daha önce bazı siyasal liderler tarafından kullanıldı ve kişisel bir simge şekline büründü. Varolan ve yanlış değerlendirilen simgesel eylemin unutulması ve sessiz kişisel eylemimin büyümesi için, bu şekilde düşünen, benim gibi sessiz ve sürekli bir eylem yapmak isteyenleri şapka takmaya davet ediyorum. Özellikle üniversite öğrencilerinin, üniversite yerleşkesinde şapka ile dolaşmaları eylemi güçlendirecektir. Ancak provakasyonların olabileceğini ön görüp tepkilere şapkanın yasal olarak halka önerildiği belirtilerek ortamın gerilmesinin önlenmesinde fayda olacaktır. Hatta bu tür ortam gerilmelerinin kaçınılmaz olduğu durumlarda gerilime müsaade etmemek için eyleme iştirak edenlerin geçici veya sürekli olarak ara vermelerini de öneriyorum.
Burada yaptığım çağrı sadece bir dilektir. Kitlesel bir eylem olmadığını daha önce belirtmiştim. Sadece eylemimi duyurmak istiyorum ve eylemi benimseyenlerin bana katkı vermelerini diliyorum.
ŞAPKA KANUNU
Kanun No. 671: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, 28 Teşrinisani (Kasım) 1341(1925):
Madde 1 – Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek Mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.
Madde 2 – İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteber (yürürlükte)dir.
Madde 3 – İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.
Etiketler: Havadan Sudan

