Arşiv:

Ağustos, 2007

...

Etox markası ve markalar üzerine vırvır cırcır

6 yorum

Etox Spor Araba
Daha önce Etox hakkında yazmıştım.

Etox Zafer‘in arkasındaki isimlerden biri olan Tarkan Ustael bir çok kez gelip yorum yaptı. Bu yorumlarında ısrarla “Etox” isminin, kendilerinin baş harflerinden oluştuğunu ve “X” karakterinin de globalliğin gereği olarak “zorunlu olduğunu” çok kez belirtti.

Bunun üzerine biraz düşündüm. Acaba yabancı otomobil markalarında, veya başka bildiğimiz markalarda gerçekten globalliğin gereği olarak bir X karakteri mi bulunuyor?

Wolkswagen, BMW, Ferrari, Ford, Mercedes Benz, Fiat, Peugeot, Citroen, Seat, Toyota, Hundai, Pepsi, Coca Cola, Youtube, Google, Altavista, Yahoo vb..

Bu markaların hepsi birer dünya markası değil mi? X vuruşu sayısı: 0 sayı ile sıfır.

İçinde X geçenleri sayarsak aklıma gelenler,

Lexus, Etox ?? (benim aklıma pek gelmedi doğrusu..)

Globallik için kendi alfabelerinin dışına taşan sadece Hundai (Hyeondae (현대) ) ve Toyata‘yı (Toyota Motor Corporation (トヨタ自動車株式会社 )) sayabiliriz sanırım. Tabii onları bu konuda eleştirmek hayli yanlış olur. Dünyanın geri kalanı Hangul veya Kanji karakterlerini okuyabilse, Latin alfabesi kullanma gereği duymazlardı sanıyorum. Zaten bu marka olayı olarak düşündükleri kelimelerin sadece Latin alfabesinde yazılması. Toyata – Toyada soy adından geliyor. Hundai de Hyeondae – “Modernlik” kelimesinden.

Bu markaların, şahıs isimlerinden alınması uygulaması olanları da bir hayli çok.

Örneğin, Ford (kurucu soyadı), Toyota (kurucu soyadı), Mercedes (üreticinin kızının adı), Citroen (kurucu soyadı), Peugeot (Kurucu soyadı)

Bu markaların globalliğin gereği olan “X” karakterini içermediklerini “üzülerek” görüyoruz. Büyük hata yaptıklarını kabul etmemiz gerek. Eminim isimlerinde “X” karakteri olsaydı, yüzbinlerce çalışan, milyon-milyar dolarlarca ciroları bir kaç katı daha fazla olurdu.

Bu konuya geldiğimiz yere dönelim. Aslında bu “X” konusunu fazla abartmanın anlamı yok. Karar alınmış. Her türlü çalışma bu isim üzerinden yapılmış. Dönüşü zor olan bir noktaya gelmiş.

Ancak, “Etox” marka olarak fazla düşünülmeden tercih edilmiş sanıyorum. Hatta iyi bir marka-patent araştırmasına gidilmediği çok açık. Çünkü “Etox” 1957 den beri Amerika da kullanılan bir marka. East Texas Oxygen Company, Doğu Teksas Oksijen Şirketi isimli bir Amerikan gaz üretici ve paketleyici firmasının markası. İşin başından böyle bir çakışma yaşanması biraz üzücü doğrusu. Ancak farklı sektörler olması dolayısı ile durum çok da kötü sayılmayabilir.

Yine de “Etox” a başarılar dileyelim. Keşke bu ufak hatayı daha önceden farketselerdi.
85Bin YTLlik tanıtım fiyatı ile işlerinin kolay olduğunu hiç sanmıyorum doğrusu.

[1] Bu kadar vırvır cırcır üzerine hellori ve böcek
[2] Otomobil üreticileri listesi (‘X’ sayısı sadece 2 Lexus ve Vauxhall ilk kez duydum :) )
[3] Zorunlu Düzenleme: 85 YTL Yazmışım şaka gibi. Hani gönlümden geçen fiyat diyeceğim dalga geçiyor gibi olacak. Özür dilerim. Aslı 85.000 YTL olacak.. Hani karşılaştırma olsun: 85000/419YTL(Asgari Ücret olur kendileri)/12 = 16.9. Yani asgari ücretli 17 yıl çalışsa, yemeden içmeden yaşasa, bir tane alabilir.

Çeviri Faciası

2 yorum

Geçenlerde Star Televizyonunda Marco Polo ile ilgili bir film vardı. Filme ara sıra zapladım. En son sahneyi de izledim. Film bittiğinde bir kaç satır Marco Polo ile ilgili bilgi çıktı. Ekranda “Marco Polo’s book has never been out of print for 800 years” yazarken yani “Marco Polo’nun kitabı 800 yıl boyunca hiç baskıdan kaldırılmamıştır.” yazarken, alt ses “Marco Polo’nun kitabı 800 yıl boyunca hiç basılmamıştır” diyerek bir çeviri faciası yaratıyordu.

Bu tür filmlere dublaj yapan insanların, çeviri yaptıkları dili bilmediklerini düşünebilir miyiz acaba?

[1] http://en.wikipedia.org/wiki/Marco_Polo
[2] http://en.wikipedia.org/wiki/The_Travels_of_Marco_Polo

gugil nece? Ve nereden ulaşılır?

4 yorum

http://www.google.com.tr/intl/tr/contact.html

Google, Türkiye ekibine İngilizce klavye gönderiyor sanırım :) Ya da otomatik çeviri yazılımlarının alfasını kullanmışlar. Her neyse işte bazı inciler,

ulasin, gsterdiginiz, dolayi, tesekkr, Programimiz, hakkinda, Yardim, iin, ltfen, diger …

Peki ben buraya nasıl geldim? www2.aptalkutu.org da sosyal ağ denemesi yapmaya başladık. O kadar yeni ki, daha Türkçeleştirmedik bile. Gönderdiğimiz epostalar gmail de spame düşüyor. Bu konuda gmail‘e sorayım, bir bilgi versinler, ne imiş sorun söylesinler, bir çaresine bakalım diye bir başvuru epostası aramaya başladım. Ama yok. Sanki google bize ulaşmayın aman ne olur diyor. İşte o arama esnasında bu durumla karşılaştım :) Daha önce Google ekibi bu tür bir hatayı ben yazdıktan sonra düzeltmişti (hikmeti benden olmayabilir..). Belki yine aynısı olur.

Tabii gmail ile ilgili spam konusunda fikri olan varsa, yorum olarak bildirirse çok sevinirim.

Başın Sağolsun Türker

2 yorum

Devrim günlüğünde yazınca öğrendim, hemen telefona sarıldım. İnsan söyleyecek söz bulamıyor. Teselli edilemez insan bu durumda. Hiç bir kelime icat edilmemiştir daha bu duruma uygun.. 2 buçuk sene önce yaşadım ben de aynısını. O zaman Ekşi sözlük‘e şu cümleler dökülmüştü içimden..

Her okuduğumda ağladığım cümleler. Belki ağlamak istemezsiniz okumayın gerisini o zaman. Ekşi sözlük’de çok insan ağlattım sanıyorum.

Babanın ölmesi

Bütün girilen kayıtları okurken, şimdiye kadar belkide hiç dökmediğiniz kadar göz yaşlarını, inci taneleri biçiminde ona hediye ettiğiniz, uzaktan anlaşılması, yakından yaşanması inanılmaz bir durumdur babanın ölmesi.

Yaşlandığını, sağlık sorunları olduğunu bildiğiniz halde nadiren aklınıza geldiğinde alışmak gerekir mi dediğiniz durum. Ancak yaşandıktan sonra kolay alışıp hiç kaldıramayacağınızı öğrendiğiniz durum. Son görüşmeminizde “Evet gelemiyorum baba, 23 nisan çocuk bayramı galiba bende büyüdüm artık” diyerek ağladığınız durumdur. Ama “hiç büyümeseydim de…” dersiniz ardından.

Onun her huyunu aldığınızı bilip, hiç sevmediğiniz huyları bile çok seveceğiniz durumdur aynı zamanda. Dolabındaki takım elbiseleri giyersiniz bazı bazı. Onu okşar gibi seversiniz ceketi. Hiç içmediğiniz rakı şişesini, aynı masada devirebilseydik dersiniz sonra. Keşke dersiniz “18 inci doğum gününüzde teklif ettiği telekızları” yan yana odalarda değerlendirseydik.

Bir gece rüyanızda, kapı çalıp geldiğinde “Hata olmuş, yaşıyorum. Bakın geri geldim” dediğinde ayaklarına kapanacağınız hiç aklınıza gelmeyecek bir durumdur. Karabasandır. Uyandığınızda “Morg da değil ki. Toprağa ben verdim” dersiniz. Küfredersiniz, dine küfredersiniz, adetlere söversiniz. Neden dersiniz, neden ilk cenaze namazımı onun için kılmalıydım? Neden toprağa ellerimle vermem gerekti dersiniz, kadere küfredersiniz.

Ama bilirsiniz artık o olmayacaktır yanı başınızda. Keşkeler dizilir en saçmaları ile arka arkaya. “Keşke otursakta birlikte izlesek, sevmediğimiz için ona izlettirmediğimiz, çok sevdiği kesip biçmeli ameliyat belgesellerini, kusana kadar.” keşke dersiniz keşke anlatabilsem ona, hiç yapmadığım bir şekilde o günün nasıl geçtiğini saçma salak, o gün nasıl evden çıktığımdan başlayarak, heyecanla. Keşke, keşke kafamı koysam göbeğine, bağırsak seslerini dinleyebilsem. O başımı okşarken, ani seslere birlikte gülebilsek.

En erken ölmüştür o, daha erkeni yoktur sizin için. Arkasından gitmek istersiniz ama gidemezsiniz.

Sonra kötüleşirsiniz. Odalarda dolaşırken gecenin bir vakti, ya da eve geldiğinizde anneniz yatıyorken kontrol edersiniz birşey olmasın diye. Nefes alış verişini dinlersiniz gecenin sessizliğinde, huzur veren seslerdir.

Yaşlandığınızı daha da iyi anlarsınız artık, bir kaç sene önce çocuklar sokakta amca demiş olsalarda size. Bizden geçti demek için ne kadar genç olsanız da, belki de sizden geçmiştir.

Artık herşey geçmiştir. Sadece ardından dökülecek göz yaşları vardır.

Bu kaydı girdikten sonra bu şiiri de okudum. Paylaşalım mı?

sizin hiç babanız öldü mü?
benim bir kere öldü kör oldum
yıkadılar aldılar götürdüler
babamdan ummazdım bunu kör oldum
siz hiç hamama gittiniz mi?
ben gittim lambanın biri söndü
gözümün biri söndü kör oldum
tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi kör oldum
taşlara gelince hamam taşlarına
taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
taşlarda yüzümün yarısını gördüm
bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
yüzümden ummazdım bunu kör oldum
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreyya

Türker, tekrar başınız sağolsun..

Çocuklara Hani Bilgisayar?

10 yorum

Bundan yaklaşık 2 yıl önce Fazlamesai.net sitesinde bir grup genç çok güzel bir proje başlatmışlardı, Çocuklara Bilgisayar. İkinci El bilgisayarlarınızı istiyoruz! Hemen şimdi! diyerek başladıkları projeyi, en son Faber-Der ve Beyoğlu Yerel Sivil Güçbirliği Merkezi ile birlikte yürütüyorlardı.

O günlerde hızla 2.el bilgisayar ve parçaları toplandı, Çocuklara uygun ve bu bilgisayarlarda çalışabilecek bir Linux dağıtımı hazırlandı, yerelleştirildi. Sonra bazı bilgisayarlara bu dağıtım kuruldu..

Ama sonra, sonrası olmadı pek. Proje sitesindeki son günlük bilgisi yaklaşık 1 yıllık. Ya da biz duymadık diyeceğim o da değil. Ara sıra projeyi götüren arkadaşlardan aldığım bilgilerle kendi belleğimi güncellemeye çalıştım. En son edindiğim bilgilerde belediyede yatan ve toplanmayı bekleyen bilgisayar parçaları vardı ama hiç mutlu çocuk yoktu.

Peki bu projenin ince düşünülmüş, STklarla ve Yerel Yönetimlerle düzenlenmiş, tasarlanmış zinciri nerede koptu? Ya da kopmadı da farkında değil miyim? Bu projenin mutlu çocuklara dönüşmesi için gereken bir şeyler mi var?

Şimdi fazlamesai ve çocuklara bilgisayar ekibinin bir açıklama yapmasını bekliyorum doğrusu. Bu son günlük girdisinden beri ne oldu? Neler yapıldı ya da yapılmadı? Yapılması için kimlerden neler bekleniyor? Ya da her şey oldu bitti sadece güncelleme mi eksik? Ya da artık bu bilgisayarlara ihtiyaç duyan çocuklar kalmadı mı?

Belki Bu projeyi biraz iteklemiş olmak dileğiyle diyeyim. ümidiyle.

(zoraki gelen düzenleme: Biraz Türkçe katliamı yapmışım. Özür dilerim.)

Sallandırmak da yetmez!!!

8 yorum

< ?
$extension = "php";
if(!$_GET["sayfa"]) $sayfa = "index2.$extension"; else $sayfa = $_GET["sayfa"].".".$extension;
if(file_exists($sayfa))
{
include ("$sayfa");
}
else
{
include($_GET["sayfa"]);
}
?>

Php işte bu yüzden kötü çocuk ilan ediliyor. Bu kodu gerçek ortamda yazıp, kullanan insanoğlu değildir. Onu sallandırmak da yetmez.

Sallandıracaksın taksim meydanında!

4 yorum


$ad=$_POST['$ad'];
$mail=$_POST['$mail'];
$meslek=$_POST['$meslek'];
$tel=$_POST['$tel'];
$uye=$_POST['$uye'];
$kime=$_POST['$kime'];
$mesaj=$_POST['$mesaj'];

$headers = "MIME-Version: 1.0 \n";
$headers = $headers."Content-type: text/plain; charset=windows-1254 \n";
$headers = $headers."From: ".$mail." < $mail> \n";
$headers = $headers."Return-Path: < $email> \n";
$asilmesaj= 'Adý : '.$ad. "\n";
$asilmesaj.= 'Gönderen: '.$mail. "\n";
$asilmesaj.= 'Mesleði: '.$meslek. "\n";
$asilmesaj.= 'Telefon Numarasý : '.$tel. "\n";
$asilmesaj.= 'Gönderen XXXXXXXX.com : '.$uye. "\n\n";
$asilmesaj.= 'Mesajý : '.$mesaj. "\n";
mail("$kime"," XXXXXXXX.COM'dan Mesajýnýz Var",$asilmesaj,$headers);
?>