Deneyimlerimden biliyorum olmuyor.
Arşiv:
Temmuz, 2007
...
Ye, ye bitmedi
İlahi Devrim sen bir alemsin.bkz..
Not: Yok yok valla olmaz, o tişörtleri hayatta kabul etmem. Boşuna yalvarma..
Bu gün bir arkadaşımın tavsiyesi ile (çok gülücez ikihkihki şeklinde) televizyon kanallarının birinde ismini vermek istemediğim bir yarışma ile karşılaştım. Başından sonuna izlemediğim için her yanı için yorum yapamayacağım. Ancak izlediğim kadarıyla şunları söyleyebilirim.
Türkiye’den akıllı genç erkekler ile güzel genç kızları bir araya toplamışlar. Ancak program içinde genç kızlara sorular sorarak, cevaplamalarını istiyorlar. Ancak kızların güzellik/akıl oranı sonsuza yakınsayanlarını seçtikleri için cevap verememelerini izliyor ve itina ile dalga geçiyorlar. Kızlarda bu orana uygun olarak küçük düşürülmeye hiçbir şey demiyorlar.
Erkeklerin bu konuda tepkisiz kalmalarını yadırgayacak değilim. Umurlarında olduğunu sanmıyorum. Ancak yarışmanın devamında yapılanlara tepkisiz kalmalarını anlayamadım kesinlikle. Öncelikle kızlara yaptırılan “striptiz klübü şovu” kısmı inanılacak gibi değil. Kızlar sorular sorulduktan sonra, eşi olarak seçilmiş erkeğin oturduğu masanın üzerine çıkarak, kalçalarını gencin kafasına güdümleyerek, mini minnacık etekleri ile dans etmeye başlıyorlar. Birçok erkeğin başını öne eğdiğini ve bu çirkinliği izlemek istemediklerini gördüm. Ancak hiçbiri “Bu seviyesiz ve kadına et muamelesi yapılan yarışmayı protesto ediyorum” diyerek salonu terk etmedi.
Bu kadarına pes doğrusu mu dediniz? Aslında bitmedi, daha sonra kızların hepsine bir göz attıktan sonra “Erkeklere de bir profesyonel gözüyle yaklaşmak lazım” diyerek, profesyonel bir vücut geliştirici eşliğinde gençlerin vücut ölçülerini ekrana basarak, çelimsiz/bakımsız vücutlarını sergiletmeleri iyice konuyu cılkından çıkardı doğrusu.
Akıllı genç erkekler dedim ya, akıllı olsalar bu yarışmaya katılmazlardı sanıyorum.
Bu yarışmanın acilen yayından kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. RTÜK ne için var? Medeniyet diyerek bu çirkinlikleri mi yapıyoruz artık?
Elvis pörsliiii hayııır Adolf Filnee!!
Bu akşam, Hulki Cevizoğlu’nun İşgal ve Direniş 1919 ve Bugün isimli kitabını bitirdim. Orada yapılan karşılaştırmaların sonuçlarını, uzaktan görebildiğim ama özümseyemediğim için kendimden utandım. O tarih ile bu gün arasında en küçük bir benzerlik olmadığını düşünmüyor muyuz? Düşündürtülmüyor muyuz? Zaman değişti demiyor muyuz her gün geçmişe bakarken? İşte bu kitap sayesinde ne büyük bir yanılgı içinde olduğumuzu, “net bir biçimde” anladım. Fark olmadığını, aynı oyunların, aynı tuzakların daha kıvrak ve daha ustaca yapıldığını gözler önüne seriyor bu kitap. Daha da kötüsü bu oyunların içine bir Damat’tan Damat bir Ferit Hükümeti ile gittiğimizi sadece izliyoruz. Umarım 22 Temmuz’da biraz izleyici olmaktan uzaklaşırız.
Kitabı her cumhuriyet çocuğunun okuması gerektiğini düşünüyorum.
Sonra bu gün Yılmaz Özdil’in bir yazısı (07/07/2007 tarihli Hepimiz Petkim’iz isimli yazı. Yarın farklı yazıya ulaşabilirsiniz.) ile karşılaştım. Tablo bu kadar da net bir biçimde özetlenemezdi. Kısa bir alıntı yapayım:
Türk Telekom, Arap’ın.
Telsim İngiliz’in. Kuşadası Limanı İsrailli’nin. İzmir Limanı Hong Konglu’nun… Araç muayene işi Alman’ın. Başak Sigorta Fransız’ın. Adabank Kuveytli’nin. İETT Garajı Dubaili’nin. Avea Lübnanlı’nın.
Petkim?
Ermeni’nin.
(Kazak’a sattık, dediler.
Kazağı bi çıkardık… Ermeni…)
N’olacak bu memleketin hali?
Rakı, Amerikalı’nın.
Finansbank Yunanlı’nın… Oyakbank Hollandalı’nın. Denizbank Belçikalı’nın. Türkiye Finans Kuveytli’nin. TEB Fransız’ın. Cbank İsrailli’nin. MNG Bank Lübnanlı’nın. Alternatif Bank Yunanlı’nın. Dışbank Hollandalı’nın. Şekerbank Kazak’ın. Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın. Turkcell’in yarısı Finli’nin Rus’un. Beymen’in yarısı Amerikalı’nın. Enerjisa’nın yarısı Avusturyalı’nın. Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın. Eczacıbaşı İlaç, Çek’in. İzocam, Fransız’ın. TGRT Amerikalı’nın. Demirdöküm Alman’ın. Döktaş Fransız’ın. Süper FM Kanadalı’nın.
Başka söze ne hacet..
Kısa süre önce Radikal Gazetesi televizyonlarda bir reklam kampanyası başlattı. “Orijinal Demokrasi” adındaki bu reklamı muhakkak bir şekilde görmüşsünüzdür. Bir çok kişinin çok beğendiği bir reklam ancak nedense benim hiç hoşuma gitmeyen bir reklam. Öncelikle, demokrasi nedir o konuyu tartışmak gerekiyor. Demokrasi kelimesine, insanları kandırmak için, kelimenin taşıyamayacağı ağırlıkta anlamlar yüklenmeye çalışıyor.
Demokrasi, insanların kendi kendini yönetmesini ve bunu da çoğunluğun fikrinin uygulanmasını prensibi ile uygulamaya geçiren bir yönetim biçimi. Vikipedya’ya bakarsanız
Demokrasi(el erki), tüm üye yada yurttaşların, düzenleme veya ülke politikasını biçimlendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetimdir.
Herkesin düzenleme için eşit hakkı varsa, çoğunluğun istediği olur prensibi ile işler.
Bu şartlarda, örneğin, çoğunluğun tek bir dilin yasal geri kalanının yasa dışı olmasını istediği bir topluma, sırf çoğunluğun fikrini kabul etti yani demokratik davrandı diye anti demokrat denemez. Tamamen demokrasinin gereğini yapan bir yönetim göze çarpar. Bu yüzden aslında demokrasi kelimesine içermediği anlamları yükleyen ve bazı kendi prensiplerini kabul etmeyen topluluklara “orjinal olmayan demokrasi” yaftası yakıştıran bu reklam bir kandırmacadır. Bazı prensipleri birbirine karıştırarak akılların karışmasına neden oluyor.
Ayrıca beğenmediğim diğer bir yanı tamamen emperyalist ve katı kapitalist prensipler üzerine kurulmuş olması. “Demokrasi fikrini” satılacak bir mal kademesine indirerek demokrasiye de hakaret ediliyor. Tabii kültürel anlamda getirdiği olumsuzluklar da ayrı bir konu. Örneğin reklam içinde, yasal olmayan bir biçinde, örtülü bir kişi üniversite içinde resmedilmiş olarak görülüyor.
En çarpıcı noktalardan biri de, reklamda dile getirilen, “Taraf olmaya zorlanmak demokrasinin temel prensibidir. Taraf olmazsanız, demokratik yönetimlerde temsil etmez veya edilmezsiniz. (Farklı biçimlerdeki demokrasileri göz önüne almak gerek. örneğin: temsili ya da doğrudan demokrasi.) Demokrasi açısından uygulamaların, düşüncelerin, yasaların, insanların taraftarısınızdır veya taraftarı değilsinizdir. Taraftar olmamak da taraf olmaktır – “diğer tarafta olmak”. Demokrasinin kendi içinde zorunda tuttuğu “taraf olmaya zorlanmak” fikrini içermeyen bir “Orijinal demokrasi” nasıl oluyor acaba
Bu taraf olmamaya en güzel örnek 2002 yılında sandık başına gitmeyen 10 milyonu aşkın seçmendir. Hangi tarafta olduklarından bağımsız olarak, doğrudan temsil edilmeyen taraf haline gelmiş bulunuyorlar.
Bu reklama şakşakçılık yapmadan önce biraz düşünmek gerekiyor.
Bir kaç gün önce günlüğümü blograzzi adlı yerli günlük servisine ekledim. Bugün de, 3 ay önce yayınladığım Etox yazısına, ani bir yorum akışı başladı. (Google da Etox aramasında 4. sırada çıkıyor olmam da konuya bağlantılı olabilir. Garip. )
Öncelikle yorumları yapan bazı arkadaşların, konuya hakim olmadıkları, hatta basit bir araştırma dahi yapma çabası gütmediklerini sanıyorum. Hele hele Vikipedya ya gidecek bir “Kendimi Şanslı Hissediyorum” aramasında bile yeterli bilgi bulunuyorken, bu durumu tembellik olarak değil, sadece aymazlık olarak değerlendirebiliyorum.
Bu gayrete girip siteyi inceleyenler görecektir, “Devrim Araba”larının motorları, Eski bir Chevrolet motorundan değiştirmedir. Yani eski bir motor alınarak geliştirilmiştir. Otomobilden çok anlamam, ancak 6 silindirli bir motordan 4 silindirli motor elde etmek tamamen farklı bir motor elde etmek olarak değerlendirilebilir sanıyorum. Tabii işin bir de 3 farklı tip motor ve kalıp alınarak yeni motorlar üretilebilmesi boyutu var. Yani aslında “Devrim” çalıntı bir motor içermiyor, 3 Farklı “Devrim Motoru” içeriyor!
Göstergelerinde Türkçe olarak Hız, Yağ ve Benzin yazması aslında ne kadar titizlikle çalışıldığı ve dile ne kadar önem verildiğinin de bir göstergesi. Bence resimde de görüldüğü üzere, plakaya yazılmış olan “TECRÜBE” sözcüğünü hakeden bir araç “Devrim”. (Hem deneyim hem de deney anlamında) Bunlar ve daha önce Gezegen Linux da çok kez yer bulmuş olan Anadol STC-16 hikayeleri de düşünüşürse ETOX tam bir düş kırıklıklığıdır. Ayrıca “Milli” ya da “Ulusal” gibi bir yaftayı haketmediği kanaatindeyim. En azından “TECRÜBE” den faydalanmadığı kesin. “TECRÜBE” den faydalanmayarak geriye gitmiş bir araç haline gelmiş ETOX.
Diğer bir komik ya da acınası yorum da netiketden bihaber bir arkadaşın yazdığı, tamamen büyük harflerle yazılmış olan yorum.
“…
BIZ URETTIK NE OLURSA OLSUN DIYOLAR ONDAN DOLAYI BENCE ORTA SINIF ARABA İŞİNEDE EL ATMALILAR BIRDE ARABA MADEM MİLLİ BİR ARAÇ OZAMAN İSMİDE YERLİ OLMAI HEM TURKÇENIN ETKIN KULLANIMI ACISINDAN HEMDE TURK OLDUGUMUZ ICIN KENDI ISMIMIZI WERMEMIZ GEREKTIGINI DUSUNUORUM.BU KONUDADA BIR YORUMUM WAR MADEM BU TURLERIN ZAFERI MADEM KI ZAFER BAYRAMINDA TANITILACAK ARABANIN ISMI ZAFER OLMALI BENCE UMARIM ARACI URETEN FIRMA SOLEDIKLERIMI KAALE ALIR VE BI CVP GONDERIR TEŞEKKURLER.”
Wermek? War? Isım? Dinime küfreden müslüman olsa denmez mi adama?
Bir de niye üretici firmaya benim günlüğümden ulaşmaya çalışıyor anlayabilmiş değilim
.
Dipçik: Konu ile araştırma yaparken Firmanın genel müdürü Ercan Malkoç’un şu sözlerini görünce çok güldüm:
Etox’un, ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi Otomobil Teknolojileri Araştırma Merkezi’nce (OTAM) Sanayi Bakanlığının 2001/16/AT M1 sınıfındaki motorlu araçlar tip onay yönetmeliği kapsamında yapılan tüm testlerden de başarıyla geçtiğini söyleyen Malkoç, Türkiye’de seri üretim (Tip Onay) belgesini aldıklarını kaydetti.
Daha önce üretilen yerli otomobiller ”Devrim” ile ”İmza”nın ”Tip onay belgesi bulunmadığını” ifade eden Malkoç, Etox’un künyesinde ”Made in Turkey” yazan ”ilk otomobil olacağını” söyledi.
Devrim ve İmza’nın (imza hiç üretildi mi ki?) Tip onay belgesi yokmuş
Tip onay belgesi ne zaman çıktı acaba?
İnsan bunu söylerken utanır.
Ayrıca, künye ile ilgili olan cümle her yanıyla hatalıyım diye bağırıyor. Neden “Made in Turkey”? Türkçeyi unuttuk o kesin. İkinci olarak cümleye ilk “spor” otomobil diye ekleme yapsak dahi Anadol Stc-16′ya hakaret etmiş olmuyor muyuz? Bu cümleleri dinleyen hiç bir muhabir bu konulardan haberdar değil mi? Sanırım genel müdür Ercan Malkoç konu ile ilgili gerekli alt yapı araştırmasını eksik yapmış.
Useragent a bakmak yetiyormuş.. İstatistiklere bakarken gözüme çarptı.
Feedfetcher-Google; (+http://www.google.com/feedfetcher.html; 5 subscribers; feed-id=4451502792901112243)
Google bilgi toplamakla yetinmiyor, bilgilendirmeyi de seviyor anlaşılan.
Ayfon (iPhone) hesapları yaptıktan sonra duyduğum bu haber ile vuruldum;
Ekonomiden sorumlu devlet Bakanı Ali Babacan imzası ile 2003 yılında Amerika ile 1 milyar dolar hibe anlaşması yapılmış. Anlaşmaya göre, Kuzey Irak’da terör yuvalarına olası bir askeri harekat durumunda haşmetmeaplarının geri kalan ödemeleri askıya alma insiyatifi bulunuyor. [1]
Şu düz kontak çıkarımı yapmayı istemiyorum ama durum ortada, son 6 ayda 64 şehit verildiği [2] düşünülürse, AKP hükümeti, – içim kan ağlayarak yazıyorum – Kelle başına 1.000.000.000$/64=15625000 Yani 15milyon dolar fiyat mı biçmiş oluyor? Bu parayla bu ŞEHİTLER geri gelir mi? Gerçi insan yaşamına 20-30 bin ytl tazminatlar biçildiği olduğu düşünülürse, AKP iyi bir anlaşma mı yaptı demeliyiz?
Bu hibenin hiç alınmadığı iddiası düşünülürse, hala sadece gündem ve seçim malzemesi olarak kullanılan harekatın, zamanında askeri şuralarda istendiği halde, sessiz sedasız onaylanmaması bu 1 milyar dolar umudu yüzünden olabilir mi?
Tabii böyle bir harekatın gerçekten terörist saldırılara önlem olacağını düşünürsek bu çıkarımları yapabiliriz. Olup olmayacağı konusunda Genel Kurmay’ın benden daha sağlıklı çıkarımda bulunabileceğini kabul etmeliyim.
12 günlük ayfon (iPhone) ekonomisine muhtaç mıdır bu devlet, bu vatan, bu insanlar?
Ayrıca, Hrant Dink için ortalığı ayağa kaldıran içimizdeki “hepimiz Ermeniyiz”ciler,
her gün bir sürü insanımız trafik kazası mağduru iken, günlerdir 1 trafik kazazedesi için bas bas bağırıp gündem oluşturanlar, bu 6 ayda neden ağıtlar yakarak bir duruş almadı?” diye de düşünmeden edemiyorum.
[1] http://ntvmsnbc.com/news/413126.asp
[2] http://www.digimedya.com/Content/News/173309.aspx
![]()
Bora, zengin, züğürt, dil isimli yazıma yorum olarak Motorola’nın çinde günlük satışından basetmiş, ve asıl derdin iPhone’un daha burada satılmaması olduğunu söylemiş. Aslında ben bu konuya da üzülmekle beraber asıl üzüldüğüm şey Türk piyasasında 1999 ve 2005 yılları arasında 50milyondan fazla telefon girdiği ve 35 milyon veya üzerinde GSM operatörü abonesi olduğu halde [1], piyasada 1 tek tutunabilmiş yerli üretim onu bırakın, yerli montaj cep telefonu markası yok.
Bu konuda yapılmış bazı denemeler olduğu bir gerçek. Örnek olarak, Raks veya Aselsan var. Ancak piyasadaki yabancı tekeli ve tekeli korumaya yönelik çalışmalar dolayısıyla ortada sadece isimler dolaşıyor. Bunun sebebi olarak, “Zaten var olanı, güvenileni, aynısı için bırakmamak” düşüncesini görüyorum.
Bu gün, piyasada yer edinmek isteyen yerlilerin mantrasının, “en yaratıcı fikirleri üretmek, var olandan iyisini yapmak” olması gerektiğini düşünüyorum.
Apple sadece var olanın farklısını yaparak, 3 günde 500.000 adet satmayı başardı. ( Not: Tabii bu konuda Apple’ın ticari başarısını, OSX farkını, apple hayranlığını göz önünde bulundurmak da gerekli. )
Aslında bakılırsa bir Apple hayranı olmadığım halde (daha önce de konuya değinmiştim) Apple’ın yaptıklarını gayet başarılı buluyorum. Hatta şu an dört gözle iPhone’u beklediğim de bir gerçek.
Ama iPhone’un dertlerini de görüp, bu dertlere çareler üretecek bir ayCep olsa öncelikle ayCep’i değerledirmek isterim.
Bundan sonra piyasaya girmeye çalışacak bir yerli üreticinin, öncelikle güzel bir tasarım ve daha yaratıcı kullanım konusuna önem vermesi gerekir. Dikkat ederseniz, yerli cep telefonlarının, sadece telefon oldukları, ince zevkli bir tasarım taşımadıkları, var olanlardan daha farklı birşeyler sunamadıklarını görüyoruz. İşte bu derdi çözecek bir üreticinin piyasada şansı olacaktır. En azından benim dikkatimi çekecekleri kesin. piyasanın milyonda biri de önemsenmeyecek bir büyüklük değil, yanılıyor muyum
[1] http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=20908
iPhone
[1] 500.000 satmış
[2] 550$ ortalama fiyat
[3] 24 aylık AT&T aboneliği
[4] 60$ 450dakikalık konuşma ücreti
[5] 36$ Açılış maliyeti
[6] 210$ Ortalama iPhone donanımı maliyeti
iPhone’dan Apple için sadece müşterilerden yaklaşık 550$ * 500.000 = 275.000.000 ($$$)
2 yıl sonunda AT&T ye (36$ + 60$ * 24) * 500.000 = 738.000.000 ($$$$$$)
Evet zengin, züğürt ve dil hikayesi.
[1] http://feeds.engadget.com/~r/weblogsinc/engadget/~3/129688390/
[2][6] http://www.engadget.com/2007/07/02/teardown-reveals-iphone-parts-cost-two-bills/
[3] http://www.engadget.com/2007/06/26/how-does-the-iphone-stack-up-in-total-cost/
[4][5] http://f3.yahoofs.com/ymg/null__6/null-225194313-1182874359.jpg?ym47st9Cqh2L5TqO