Dünya üzerinde yaklaşık 5milyar insan olduğunu düşünürsek, bu insanların sol ellerindeki parmak sayılarının yan yana koyarak çarparsak sonuç kaç olur?
Ben doğruyu bulamamıştım.
Arşiv:
...
Dünya üzerinde yaklaşık 5milyar insan olduğunu düşünürsek, bu insanların sol ellerindeki parmak sayılarının yan yana koyarak çarparsak sonuç kaç olur?
Ben doğruyu bulamamıştım.
Norveç’te Linpro isimli Linux Firması, Microsoft’un okullar ile yaptığı, “bilgisayar başına” lisans anlaşmasından vazgeçmesini, böylece üzerinde Windows olmayan ama “sayı olarak Microsoft tarafından lisanslanan”, Linux ve MacOSX bilgisayarlar için lisans ücreti almamasını sağladı.
Bu konuyu iyi değerlendiremeyenler olabilir. Burada Microsoft ile Bölge Belediye/Valilik gibi devlet kuruluşları arasında yapılan ve okulları kapsayan bir anlaşmadan söz ediyoruz. Bu antlaşmaya göre, MS okullardan sahip oldukları bilgisayar sayısına göre lisans ücreti alıyor. Yani okulda yarı yarıya Microsoft ve Apple ürünü olsa bile, Microsoft’a tüm donanımlar Microsoft yazılımı çalıştırıyormuşcasına ödeme yapılıyor. Bu anlaşmanın içerdiği rekabete aykırılık zaten ortada. Ancak ben konuyu, yasal mercilere taşıyanlardan bahsetmek istiyorum. Burada konuyu yasal mercilere aktaran, asıl rekabet konusunda zarar alan, yani Bir Linux firması, Linpro, bir dernek değil. Yerlerini ve konumlarını iyi değerlendirdiklerini ve ona göre çalışma yaptıklarını düşünüyorum. Bu konuyu - tamamen - bir derneğin sırtına yükleyip, yol alınamaması durumunda derneği suçlayanların konumlarını daha iyi değerlendirmesi gerektiğini, bu tür konulara ekonomik ve kurumsal ağırlıklarını da ortaya koyarak, Dernek ile birlikte veya dernek bağımsız hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Anlattıklarımdan, bu tür konuların derneğin görevleri arasında olmadığını söylemeye çalıştığımı düşünenler olabilir. Ancak anlatmaya çalıştığım bu değil. Bu tür konular ne kadar derneğin görevi ise, bir o kadar da bu Linux ile çalışan firmaların da görevi. Birlikte çalışmak, gerekli olan maddi, manevi ve zamansal kaynakları ortak ortaya çıkartarak, bazı şeylerin daha kolay başarılabileceğini düşünüyorum.
Derneğin tek başına başaramadıklarını derneğin suçu saymak tabii ki daha kolay.
http://linux.slashdot.org/article.pl?sid=07/06/16/2330251&from=rss
Nesneye Yönelimli Programlamayı bir kenara atın!
Programlama öyle değil böyle yapılır;
Abject Oriented Programming- Acınası,İğrenç Yönelimli Programlama
Ebay ürün listelemesinde javascript kullanılmasına izin veriyor. Ve bakın bu nasıl kullanılabiliyor.
Özet severler için sitede anlatılan durum, bir satıcı, 0 olan değerlendirme notunu, javascript sayesinde 120 olarak göstererek kullanıcıları kandırıyor. Aman dikkat diyoruz. Aynı durum diğer kullanıcı satışı yaptıran sitelerde de olabilir.
Oku ey ölümlü. javascriptin gücüne inan ve ondan kork! lamer kitabı 1:1
Kısa süre önce duyurulan ve camiada büyük ilgi uyandıran bir haber daha.
Blender Vakfı, Ton Roosendaal yapımcılığında ve camidan geliştirici ve sanatçılarla birlikte Şeftali Açık Filmi (Peach Open Movie) yapacaklarını duyurdu. Bu da yetmezmiş gibi “filmi yaptık bir de oyun yapalım tam olsun, vatana millete boş zaman harcatalım” diyerek Crystal Space camiası ile birlikte Kayısı Açık Oyun Projesini (Apricot Open Game ) duyurdular.
Özet olarak Şeftali, eğlence amaçlayacak ve tüylü kemirgenler içerecek, tavşandı, fareydi filan. Sitedeki ön çalışmalar hayli ilgi çekici gözüküyor. Sacha “Sago” Goedegebure’nin Proje lideri olacağını bildiğimize göre çıkacak ürünün ne kadar güzel olacağını şimdiden söyleyebiliriz. İsteyenler eski www.elysiun.com yeni www.blenderartists.orgda Sago’nun çalışmalarına bakabilirler. “Man in Man” çalışmasını ayrı bir seveceksiniz.
Kayısının da doğrudan Elephants Dream ile yani Portakal projesi ile paralel olacağı düşünülüyor. Hatta proje ile ilgili ayrıntılar sitede verilmiş, ortada şimdiden 58bin yumoş var. Hatta siz ve sizin gibi gönlü bol bağışcılarla bu paranın 2 ye katlanacağı söyleniyor.
Sanırım bir kaç yıla kadar Blender Vakfı meyve sebze haline dönüşecek. Organik bunlar organik. Dadından yinmiyo..
Blender ve Crystal Space geliştiricisi ya da sanatçısı iseniz ve Amsterdam’da geçirebileceğiniz 6-8 ayınız varsa bu projeleri iyi inceleyin derim. Ya da “Hım e bu adamlara donanımdı paraydı bişeyler lazım gelir, biraz da reklam yaparız” diyorsanız da bağışları da kabul ediyorlar. Sizi şuralara alalım:
Havaların ısınması ile teknoloji haberlerinde ısınma arasında bir ilişki mi var ne? Id Software yine geliyoruz diyor.
“Artık yeni oyun motorumuzun adını, oyun ile anmayacağız. İşte IdTech5: 20GB kaplamayı canlı olarak izliyorsunuz!”
İlginç olan motoru E3 de Mac, PC, PS3 ve Xbox üzerinde demo olarak sunacaklarmış. Neden Linux görmüyorum bu liste içinde acaba?
Apple Dünya Geneli Geliştirici Konferansı 2007 de, Steve Jobs, yine ortalığı kavuran haberlerle gündeme oturdu.
Peki Neler duyurdu veya denettirdi Stivi Amca?
1. MacOs X Leopard Beta geliştiricilere sunuldu.
2. Safari – Windows Duyuruldu ve İnternetten bedava olarak sunulmaya başlandı.
3. iPhone için Amerikanya çıkış zamanı tarihine kadar duyuruldu. Haziran 29 saat 18:00 (Hangi zaman dilimi olduğu konusu belirsizliğini koruyor.)
4. iPhone için SDKsız Web2.0 Safari 3.Parti uygulama desteği
Bu haberleri alt alta yazınca kalpleri sıkıştırıyor değil mi? Bunlara ben de heyecanladın veya üzüldüm. Bunlar üzerine, bir girişten sonra gazel okuyacağım.
Aslında ben o Apple çocuklarından sayılmam. İzlemişsinizdir, “Ben Mac ben PC” reklamlarını (alıcılarınızı you tube ayarlarına getirin). OsX86 kullanana kadar, hiç MacOS’dan ve Macintoshlar’dan haz etmemiştim. Apple 2. kez İşlemci mimarisi değiştirme kararı verdiğinde, belki de beklemediği kaleleri almış oldu. MacOsX Lisans’ına aykırı olarak UzayÜssü’me MacOsX Tiger kurduğumda çok farklı bir dünyaya girdiğimi farkettim. İşletim sisteminin tasarımı ile uygulamaların birbiri ile uyumu ile, görsel yanı ile, yani her yanıyla farklı ve güzel bir işletim sistemi ile karşılaştığımı farkettim. Yaklaşık 2 hafta kadar UzayÜssü’mde sadece MacOsX kullandım. Çok da memnundum doğrusu.
Ama 2. haftanın sonuna doğru işler biraz değişti. MacOsX sanki çok güzel ve zeki bir kıza benziyor. Yani benim gibi bilgisayar delileri için bulunmaz hint kumaşı sayılır. İşte ilişkimizi bozan da, güzelliğinin yanında getirdiği “kibri” oldu. Tam olarak “Sadece ben! Her şeyi yapabilirim. En iyi şekilde yapabilirim. Ama sadece kendi istediğim gibi yaparım! Asla sözünü dinlemem!”
diye bağıran bir işletim sistemi MacOsX. İstediğim gibi düzenlemeye çalıştığımda nazlanmaya başladı. Kendinden bahsetmemek, elini kapalı oynayabilmek için her türlü çakallığı ardına koymadığını gördüm bu süre zarfında. Örneğin sorun yaşadığım konulardan biri, paket yönetimi kavramını kullanıcılara öğretmeye çalışmak yerine, uygulamaları tekil paket haline getirme yolunun seçilmesi. Son kullanıcı olarak adlandırdığımız, bakkal Mehmet amcaya bilgisayarı ulaştırabilmek için iyi bir tasarım. Ama benim gibi dpkg ve apt-get/aptitude manyakları için pek hoş değil. Ve emin olun Darwin ve X uyumsuzluğu yüzünden hiç bir 3. parti Mac paket yöneticisini sevemedim. En azından Cocoa için yazılmamış, X uyumlu özgür yazılımların, X kurmaya gerek kalmadan çalışabilmesi gerekirdi.
Bunlar ve işim dolayısı ile olan başka sorunlar yüzünden al mektuplarını ver mektuplarımı yaptık. Ve yuvama, gerçek aşkıma, GNU/Linux’a geri döndüm. Garsoniyer havasındaki bir köşede duruyor kendisi. Hemen üzerime gelmeyin hangimiz aldatmazdı ki?
Şimdi WWDC’07 den gelen bu haberlere geleyim. Leopard beni çok fazla heyecanlandırdı diyemem. Biraz silikonlanmış ve yeni numaralar öğrenmiş bir kız MacOsX Leopard. Telefonunu öğrenmem diyecek halim yok ama uzun süreli ilişki için tercih edeceğimi sanmıyorum.
MacOsX Leopard heyacanlandırmasa da Windows için Safari doğrusu ilginç ve heyacan verici bir haber. Tarayıcı savaşlarıında eski bir taraf olan safari, büyük cepheye girme kararı almış oldu! Aslında fazla söze gerek yok bu noktada. Sadece sitesindeki Windows ekran görüntüsüne baktığımızda, orada olmaması gereken bişeyler olduğunu görebiliyoruz. Oraya yakışmayan, görselliği bozan bişeyler. Ama bu yanlışlık Safari değil bence
Apple yavaş yavaş Microsoft’un elinden son kullanıcıları çalmaya çalışıyor gibime geldi. Ancak bu stratejinin çok tuttuğunu söyleyemiyorum. En azından özgür yazılımlarda ciddi bir göç görmüş değiliz bu strateji ile.
Safari’yi, Leopard’ı filan geçtikten sonra beni gerçekten heyecanlandıran ama bana faydası olmayan habere geliyorum: iPhone. Bu telefonu 1 yıl daha bekleyebilir miyim bilmiyorum. Ancak çok heyecanlandığımı elime alıp kurcalamak, kullanmak için, için için yandığımı söyleyebilirim. Yalnız beni üzen konu bu telefon üzerinde 3.parti uygulamaların desteklenmeyecek olması. Yani o yumuşak tuştakımı ile sunucularıma terminal erişimi yapmayı çok isterdim. Web2.0 ile ssh istemcileri yapılamaz mı? Yapılır hatta vardır elbete ama bu doğal bir uygulamanın tadını verebilir mi? Sanmıyorum.
Ve bunlardan ap ayrı olarak ilk kez ve Sadece İstanbul’da:
5. iScooter???
Biraz önce reddit.com a zaman geçirmek için göz atarken diz üstü kullanımı ve sağlık ile ilgili ve pek de iç açıcı biçimde kaleme alınmamış olan bu günlük ile karşılaştım. Bu yazıyı kaleme alan Zoli Erdos tüm yazısını Harvard Üniversitesi Sağlık Hizmetleri, Tekrarlanan Baskı Hasarı[1] ve dizüstü[2] kullanım ergonomisi ile ilgili bilgilendirme sayfasına istinaden[3] yazmış.
Aslında dizüstü kullanmamın oluşturduğu ergonomik sorunların, sağlık sorunlarımın en basiti olma olasılığı çok yüksek
Beni tanıyanlar, nasıl bir penguen olduğumu zaten biliyor. Bilmeyenler için de “hayli şişko bir penguen” diye özetleyeyim.
Tabii yine de bu yazıları okurken ve bu satırları yazarken Uzay Üssü’mü (dizüstü bilgisayarımın adı) kullandığım dikkate aldığım için kendimi şöyle bir yokladım. Ben dizüstümü nasıl kullanıyorum?
Öncelikle normal bir masa üzerinde kullanmayı tercih ediyorum. Bunun yanında sitede bahsedilen tüm sorunlardan muzdarip olma olasılığım olduğu da ortada. Ancak bunlar yetmezmiş gibi – Uzay Üssü’nü daha önce anlattığımda görenler bilir, sadece 14″lik küçük bir makine olduğu için – dirseklerimi dışa doğru bükerek çalışıyorum. Bu yüzden pazılarımda ayrı bir darbe oluşabiliyor. Ancak bu şekildeki dışa bükük çalışma biçiminin RSI konusunda bir önlem olduğunu düşünüyorum (Bu tamamen kişisel bir düşüncedir. Hiçbir tıbbi veya bilimsel dayanağı yoktur. Aman dikkat bu deliye uymayın!) Bu düşünceme sebep olan bir kaç dayanağım da var. Öncelikle RSI karşıtı olarak lanse edilen ergonomik klavye tasarımlarının parmakların yaklaşık 30 – 35 derecelik içe dönük yani birbirlerine çapraz yazıma neden olması. Yani dirseklerin dışa bükük olduğu, küçük klavyemin beni zorladığı kullanım biçimine. Bunun yanında bu biçimde kullanım dizüstü üzerindeki dokunma paneli yanındaki boşlukların, destek olarak geniş bir alan olmasına sebep oluyor. Bu şeklide özel olarak kullanılması önerilen bilek desteklerinin yaptığı işe benzer bir işin doğal olarak yapıldığını düşünüyorum. Bunların yanısıra dizüstü üzerinde bileklerimden biraz geride darbe oluşturan kesit, kollarım çapraz olduğu için daha geniş bir alana darbe yapıyor. Bu darbeden alınacak hasarı azaltabilecek bir durum olabilir. Yani daha geniş ve genişliğinden ötürü daha dayanıklı bir kesite darbeler geliyor. (Tekrar yineliyorum bu deliye uymayın, hiç bir tıbbi veya bilimsel dayanağım yok!)
Bilekler ile ilgili olarak atıp tutacaklarım bu kadar. Tabii dahası var. Oturma pozisyonu olarak istemsiz olarak aldığım pozisyon da yeni yeni kabullenilmeye başlanan 135-derecelik ergonomik posizyona benziyor. Bu poziyonu da yavaş yavaş oturduğum koltukta kaykılarak yani kafamı ekran hizasına doğru getirirken, koltukta oturduğum kısmı da küçülterek, belimi ileri doğru götürerek sağlıyorum. Bu poziyonu aldığımda en kötü olan durum bel, sırt ve koltuk arasında oluşan üçgen boşluk yüzünden oluşan desteksizlik oluyor. Bu poziyonun, belge de de anlatıldığı gibi omurgaya binen yükü en aza indirdiği ve omurga doğal şekilini koruduğu görülüyor. (Evet bu kısım biraz bilimsel dayanaklı.) Artık anneniz “Dik otur dediğinde” omurgam izin vermiyor diyebilirsiniz
Bu şekilde ekran ve gözler arasında olması gerektiği söylenen dengeye de yaklaşmış oluyorum.
Bu kadar atıp tuttuktan sonra bunlara kafa yormadan önce sağlık ile ilgili başka sorunlarımın olma olasılığının yüksek olduğunu da tekrar kendime hatırlatayım
Bu yazıyı buraya kadar okumayı başardıysanız ve zırvalamalarıma dayanabildiyseniz, siz nasıl çalışıyorsunuz? Çalışma ergonominiz nasıl? Yorumlarınızı veya pinglerinizi okumak isterim. (Sanırım bir ara blog-oliklikten bahsetsem iyi olacak. )
[1] Türkçe Özürlüler ve Teknik terim meraklıları için çeviri: RSI – Repetitive Strain Injury bkz: wikipedia
[2] dizüstü : Dizüstü bilgisayar için ad aktarması (benim gibi kendini yaşlı hissedenler mecaz-ı mürsel diyebilir.) sonucu oluşan kelime. bkz: vikipedi: mecaz-ı mürsel
[3] istinaden: dayanarak
Dipnot: Kendimi bildiğim kelimeler vb. dolayısı ile gerçekten yaşlı hissediyorum. Dünden önce yayınlamış olduğum, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, Atatürkçü Düşünce Derneğinin sitesinde günümüz Türkçesi ile çevirisi ile birlikte yayınlanmış. Eğer sizde benim gibi aslını da rahat anlıyorsanız nasıl hissedersiniz?
Devrim (Gündüz) sitesinde eski bir göçümüzü yazmış.
Tüylerim diken diken oldu o günleri anımsayınca.. Evet yaptık ama sorun bir niye yaptık
Şaka bir yana o günlerin etkileri hala üzerimdedir. Oracle’ın tasarımsal ve kısıtsal sorunları yüzünden attığımız taklalar da, aklımın bir köşesinde, tamiri olanaksız bir hasar bırakmadı değil.
Sonuçta PostgreSQL sonucu bir arttırıp maça devam etmişti. Yine bir tane eklemiş galiba..
Bir şeyler doğru değil galiba,
Havamız temiz, suyumuz saf, yeterli egzersiz yapıyoruz, yediğimiz herşey organik ve geniş bir aralıkta, buna rağmen 30un üzerini gören yok!