Akademik Bilişim 2007

Uzun zamandır Akademik Bilişim’e etkin olarak katılmayı düşünüyordum. Ama bir türlü karar verip de bir şeyler hazırlayamamıştım. Nasip bu seneye imiş.

Bir kaç hafta önce Devrim GündüzAkademik Bilişim’de Postgresql ve Kümeleme ile ilgili bir sunum yapacaktım ama Fransa’da Solutions Linux etkiliğine davet edildim. Çakışıyorlar sunumu sen yapar mısın?” diyene kadar da harekete geçeceğim yoktu. Tabii konu üzerinde Devrim’le geceli gündüzlü haftalarca çalıştığımız için hemen konuya atladım. Gerisi de çorap söküğü gibi geldi. Devrimde boş durmamış günlüğünde davul zurna eşliğinde herkese duyurmuş.

Sonra zaman gelip çattı. Kütahya’ya İstanbul’dan nasıl gidilir derdine düştüm. Bir kaç firmaya sordum yok. Hangi firma ile gidilir bilen de yok. Tabii internete araştırmaya başladım. İstanbul ile ilgili bir sitede Jetro Metro firmasının gittiğini öğrendim. Şirkette arkadaşlar uyarmıştı “Kelle Koltukta Turizm den alma” diye ama yaptım bir delikanlılık aldım bileti. Hakikat ile yüzleşene kadar durumu pek önemsemedim. Hakikat yüzümde hızın soğuk rüzgarını hissetirecek kadar feciydi. 2 selektör 2 kamyon şablonu ile makas ataraktan Kütahya’ya vardık. Otobüs sanki Akademik Bilişim için özel servis gibiydi bir çok Akademisyenle tanıştım. Hepsine buradan sevgi ve saygılarımı ileteyim.

Kütahya’ya 05:00 da varınca önce keskin soğuk bizi karşıladı. Saat 07:00 a kadar otogar sabahçı kahvesinde tavla oynayarak yapay zeka çalışmaları yaptık :) Daha sonra ilk üniversite dolmuşuna atlayarak okula varmayı başardık. Okula ara verildiği bir zaman olduğu için dolmuşun dolup taşması akademik bilişime ne kadar büyük bir katılım olacağının habercisiydi. Birkaç hocamız ayakta kaldı bazıları da sıradaki dolmuşu beklemek üzere geride kaldı. Üniversiteye varmamız kısa bir süre aldı. Pencereden gördüğüm kadarıyla, Üniversite şehirden hayli uzak ve şehir ile üniversiteye kadar olan aralıkta geniş boş araziler bembeyaz kar altında duruyorlar.

Burada şehir hakkında edinebildiğim küçük bilgileri aktarmak istiyorum. Şehir biraz küçük. 2 adet caddeden oluştuğunu ve Cumhuriyet Caddesi’nin “Mecburiyet Caddesi” olarak nitelendiğini öğrendim. Şehrin heryanında bir Kütahya porselen satış noktası bulunduğu da dikkat çekici ama bir o kadar da normal karşılanabilecek bir durum. Ben şehire sadece 1 kez “yoğun baskı altında” (LKD zengin değil, tek arabaya 7 kişi binmek zorundayız. Yazık bize :) ) indiğim için göremediğim bir vazodan bahsediliyor. Tüm adresleri ona göre anlatıyorlarmış.

Tekrar Üniversiteye dönersek, giriş kapısı mimarisi Selçuklu Mimarisi ile yapılmış kemerlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir kapı. Hatta üniversitenin logosu haline gelmiş. Kapıya geldiğimizde tek canlılık olarak 1 2 güvenlik görevlisi ve 1 adet de köpek gördük. Güvenlik görevlileri bizi çok sıcak bir biçimde karşılayarak hemen sıcak olan kulubelerine aldılar. Dışarıda kalsak bir süre sonra bizi buz heykeller olarak taşımak zorunda kalabilirlerdi. Güvenlik görevlisi hepimize oturacak bir yerler buldu hatta kendi yerini bile bize verdi. Kendisinden üniversiteyi biraz anlatmasını istedik, arkasında asılı olan yerleşke planına bakarak bize nerede ne var, nerede kalacağız, nerede konuşmalar yapılacak itinayla anlattı. Anladığımız kadarıyla Yurt ile konuşmaların yapılacağı bina arasında 1 - 1.5 km gibi bir mesafe var. (Belki daha fazla). Ağzımızdan buhar çıkarta çıkarta, elimizde eşyalarla bu mesafeyi yürümemiz hayli zor. Çok güzel bir organizasyona imza atmış olan Dumlupınar Üniversitesi bu konuyu da düşünmüş ve binalar arasında rahat hareket edebilmemiz için servisler ile anlaşmış, bir nevi; “Etkinlik boyunca ayağımızı yere değdirmediler”.

Daha sonrası zaten yurda yerleşme, standa yerleşme gibi kısa Etkinlik telaşları.

Etkinlik boyunca çok iyi çalışmalar sunuldu. Ancak ben yorgunluktan ilk gün hiç bir sunuma katılamadım. Hatta gece Ümran,Bora, MFYZ, Burak ile birlikte sabahlara kadar eğlence etkinliğine de sızdıktan sonra zorla uyanıp bir 20 dakika kadar katılabildim. Gerçi Bora’nın daha önce de günlüğünde anlattığı gibi kartopu denemesi yaptık ama olmadı. Hatta bir ara kardan Tux denemesi de yaptık ama bir yığın kardan öteye gittiğimizi söyleyemem. Burda Karakaçan ı anlatmak istiyorum ismi lazım değil içimizden biri karların altında saklanmış koca bir deliğe bacağını sokmayı başararak “Yılın Karakaçan’ı” ödülüne hak kazandı. Tabii sonraki gün de titreyen elleri ile fotoğraf çekmeyi başaramayarak da “Titrek Karakaçan” ismini edinmeyi başardı. İsmini şimdilik yasal gerekçeler ile veremiyoruz ancak “Karamurat Karakaçan Benim!” diyerek ortaya çıkmasını da dört gözle bekliyoruz.

2. gün de kendi sunumumun heyecanı vardı. Ne de olsa çok istediğim akademik bilişim etkin katılımını en sonunda başaracaktım. Sunuma girince ne yazık ki bir hüsran yaşadım. Sadece 3 Sayı ile üç dinleyiciye ulaşabilmiştim ve bunlardan 1i de arkadaşımdı. Neyseki 5 dakika içinde salona 10-15 kişi daha geldi de hüsranım biraz olsun azaldı. Sunumda bol bol sorular gelmesi ve notların tutulması beni çok duyguandırdı açıkçası. Ancak ön sırada oturan Ümran’ın diz üstü ile sunumdan çok internet alemi ile ilgilenmesi gözümden kaçmadı.

Etkinliğin en güzel tarafları, itina ile seçilmiş olan görevli bayan öğrencilerdi :). Gerçi matematik okuduğunu bildiğim bir güzel oturduğum sandelyeden kalkarsam yanındaki 2 bayan ile aynı yere oturabileceklerini iddia ederek ispatlaması zor bir teoreme imza attı ama ben teoremi duymamış gibi davranmaya devam ediyorum. Etkinlikte beni en çok etkileyen şey buydu kabul ediyorum. Gerçi Ali Erdinç Köroğlu’nun bana kivi yedirmesi ve Burak Oğuz ile sarmaş dolaş yattığımız iddiaları da 2. kademede etkileyici şeylerdi. (Evet arabada da Burak’ın bacağı benim bacağımın üzerindeydi ama bu hakkımızda söylenti çıkartmak için yeterli değil, Arabada 7 kişilik yoğun baskı vardı!)

Ben etkiniliğin 2.günü gecesinde İstanbul’a döndüm. En son hatırladığım 2.kattaki Ümran’ın odasından gürültü yaptığımız gerekçesi ile kovulmuş ve 3.kattaki Burak ve benim odama geçmiştik. Ali Erdinç, ben, Burak, Bora, Necdet hoca, MFYZ ve Ümran aynı odada gürültü yapmadığımızı iddia etsek de buna kendimiz bile inanmadık. odadan “Döverim seni, Hepinizi döverim ulen” nidaları fışkırıyordu. Ağır sanayi hamlemizi yaptıktan sonra yine buluşmak üzere ben yanlarından ayrıldım.

Organizasyonunun yine önemli bir noktasına değinmek istiyorum. Ben 23:30 da odadan ayrılıp yurda indim. Buradan bu saatte özel arabanız yoksa şehre inmeniz neredeyse imkansız. Ancak benim yurttan bu saatte ayrılacağımı bilen organizasyon ekibi benim için üniversitenin özel aracı ve şöförünü bu saatte ayağıma getirdiler.

Buradan organizasyonda emeği geçen herkese ve saz arkadaşlarıma teşekür ediyorum.


Etiketler:

3 Responses to “Akademik Bilişim 2007”

  1. Necdet Yücel Says:

    Bir de sunum notlarını alabilirsem tam süper olacak

  2. Necdet Yücel Says:

    Süper olmuş bile :)

    http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/ab07/postgresql.ile.kumeleme.odp

  3. Seda Says:

    Aciklaman ve paylasimin icin sagol

Leave a Reply