Molescino okumayalı çok olmuş.. Aklımın bir köşesinde başka teraneler dönerken unutuyor olmam normal galiba. SAGE ime acil olarak eklemeliyim.
Az önce Ali Aktuna’nın “Bibliokleptomaniden kurtulma yolu olarak ex-libris” günlüğünü okuduktan sonra birşeyler çiziktirmek geldi içimden. ( Vedat görmeyeceksin belki ama yine de selam
)
Konuyu kafamda toparlayamadım ve yazmaya kalktığım “şeyi” bir öz-eleştri ve muhakemeye çevirmeyi başardım.
Canımın yeteri kadar sıkılmış olduğu bir günde çok normal olsa gerek. Halbuki temel yaşam sonunsalı dışındaki her türlü dertten, tasadan uzak olabileceğim bir gündü. Mersin’de çok sevdiğim arkadaşlarım ile birlikte, sahil keyfi yapıp, Akdeniz tembelliği olarak tanımladığım biçimde bir çay bahçesinde saatlerce boş boş oturduk. Ama nedense bu güzel günü rezil etmeyi başardım. Tüm gün kendimden nefret etmekle geçti. Ekonomik dertler yarattım, ruhsal çıkmazlara soktum kendimi. Sesimden nefret ettim bir ara. Tabii bunların üzerine Moleschino çok iyi geldi. Tam olarak hayatımın son evresini gözümün önünden geçirmeme neden oldu.
En temelinden kitaplar konusundan başlamak istiyorum. Ex-librislere hitaben, artık edebi kitaplardan uzaklaşıp teknik,mesleki veya kafamı sadece boş tutacak hareket içeren, sürükleyici kitaplara yöneldiğimi görüyorum. Sonra da Sait Faik’ten bir alıntı görüp tanımayınca içimde bir şeyler kopuyor. okumak istiyorum ama okumuyorum. Tabii bu basit bir kısım.
Hem kendime zaman ayırmadığımı hem de zamanı iş hayatımın getirdiği süregelen hareketlilik içinde yediğimi farkediyorum. Çözümü Keskin dönüşler yapmadan da bulamayacak gibiyim. En büyük sorunum da yaşamak istemediğim bir şehirde hapis olduğumu düşünmek olsa gerek (Mersin’i kastetmiyorum. Vahşi Constantinapolis den bahsediyorum. Bu cümleye Istanbul’u yakıştıramadım da). kalabalıktan kaçamamak beni delirtiyor. Aynı gün içinde belediyeye, hastahaneye, muhtara postahaneye gidebileceğim aynı zamanda günün geri kalan yarısını başka işlere ayırabileceğim bir şehirde doğup, yine benzer şehirlerde büyümüş biri olarak metropol hayatında dakika saymak beni boğuyor.
Kardeşim kadar sevdiğim kadim dostlarımla buluştuğum da (o da bir mucize ya.) Saatleri devirememek bana göre değil. Tabii mucize saymamın sebebi kendimde pek sevmediğim sosyal etkileşimden uzak kalma veya “Çok hayırsızsın.” durumu.
Hayatı yaşamayı bilmiyorum. Yol göstericilere ihtiyacım var sanırım. Açık denizde kaybolan gemilere yol gösteren yunuslara ihtiyaç duyuyorum. Bir gölden çıktıktan sonra açık denizde kaybolmamak elde olmasa gerek. Açık deniz deneme yanılmayla çözülmeyecektir. En azından o kadar şanslı ve zaman sahibi değilim sanırım.
Hayatımda bazı şeyler değişsin istiyorum.
Peki neler istiyorum;
* Öncelikle uzun zamandır yapmadığım, konuyu dağıtmadan, tutarlı yazılar yazabilmek istiyorum. Edebiyattan koptuğumu, artık okumadığımı tekrar not olarak düşmeliyim buraya. Blog okumayı okuma saymamam gerekiyor. Elektronik ortamdan uzaklaşabilmek ve uykuya daha az zaman ayırmam gerekiyor sanırım.
* Artık beynimin eskisi gibi rahat çalımasını istiyorum. Bir kelime dilimin ucundayken “eee şey, ıı hani şöyle denir ya” diye kala kalmak istemiyorum. Bir kaç dakika farklı bir yöne çektikten sonra aradığımı bulmak yerine anında bulmak istiyorum. Ağzım-Dilim ve Beynim arasındaki etkileşimde atlamalar olmasın, kelimeleri yutmayayım istiyorum. Bir doktara görünme zamanı gelmiş sanırım.
* Sokağa çıkmalıyım. Sokaklardan koptuğumu kapalı alan adamı olduğumu bariz olarak hissetmeye başladım. Bu kopukluğum kısa bir sürenin eseri de değil. Ta ilk okula kadar dayanıyor ucu. Bilgisayarın sahte büyüsüne kapılmışlığımdan ileri gelen bir durum. Sahte bir yaşam sağlıyor bana. Zamanı hızlı ve farketmeden yaşattırıyor sanki. Bisiklete binip şehrin içinde kaybolabildiğim küçük yaşlarımı tekrar yaşamak istiyorum. bir bisiklet almalıyım sanırım
* Metropolden kaçmak küçük yaşayabilmek istiyorum. Denize nazır yaşamak istiyorum. Sanki küçük bir ege kasabasında yaşamayı arıyor gibiyim. Sakin, sessiz ve küçük. Çabucak sıkılacağımı bile bile.
* Bir kütüphane ye sahip olmak, aradığımda bu kitap buradaydı diyebilmek, o kitabı da okudum ama yazarın şu kitabı bana daha samimi geldi diyebilmek istiyorum. saklamayı ve kaybetmemeyi öğrenebilmek istiyorum. Babacığım seni çok seviyorum. Büyük kütüphaneler yap cennet bahçende
* Herhangi bir şey söylediğimde insanların garip karşılmamasını istiyorum. İnsanların kültlerden, kalıplardan uzak fikirlere deli saçması olarak bakmasını anlayabilmek istiyorum. “Gecenin bu saatinde gazete mi alınır” sorusu ile karşılaşmamak istiyorum. Bitmiş olan günün gazetesini okumak saçma bir fikir mi bilmek istiyorum. televizyon ile beynimi yıkamaya devam etmem gerekecek sanırım
Bir de yapmak isteyip, kendi kendime imkansız saydıklarım var:
* Helikopter pilotu olmak istiyorum.
* Yengeç burcundan istifa etmek istiyorum. Daha sert bir burç olsun. Her an göz yaşı dökmeye hazır olmak, pek rahatsız edici.
* Havadan para kazanmak. Yan gelip yatmak istiyorum ne siz de mi istiyorsunuz?
Şimdilik bu kadar yeter. Hayatta yapmak istediklerim diye bir liste vardı. O servisi bulup kaydolmalıyım.
1. Yorum , Ömer F. USTA
4/Haz/2006 , 6:47 am
Gazeteler zaten herzaman 1 gün öncesinin
haberini veriyor, boşwer yine ne varsa
internetimizde var
2. Yorum , anon
4/Haz/2006 , 6:56 am
İnsanlar ne kadar az anlayabiliyorlar değil mi. Şu bir üstteki yoruma baktım, aklımdan bunlar geçti.
3. Yorum , Ali Işıngör
4/Haz/2006 , 9:30 am
Sevgili Onur Yalazı;
“Hayatı ıskalamak” sanırım hepimizin korkusu. Bu nedenle de olabildiğince yazı yazmaya, anılar toplamaya, bilgisayar karşısından kalkıp birlikte bir şeyler yapmaya kalkışıyoruz. Aslına bakacak olursan, Moleschino’nun kalkış noktaları, senin bu yazıda dile getirdiğin endişelerden pek de farklı değil.
Sait Faik’e gelince. O, bizim için de önemli
… Fırsatını bulursak, 100. doğumgününü kutlamaya ve topal martının fotoğrafını çekmeye gelecek hafta adaya gidiyoruz.
Buralardaysan bekleriz.
4. Yorum , eyup
4/Haz/2006 , 11:30 am
“Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın” diyor Mori…
gidip yemek yer . Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim”.
“- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?” sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:
“- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana (fasıl)
5. Yorum , eyup
4/Haz/2006 , 11:33 am
Seni seviyoz be arkadaş alınmışsın şakalarımıza
6. Yorum , erhan kesken
4/Haz/2006 , 12:46 pm
ayrilik yaramamis abi sana, dusunecek zaman verince hemen bunalima girmissin
bu arada “Sanki küçük bir ege kasabasında yaşamayı arıyor gibiyim” demissinde cesme ofisi actik ya abi sana, senle cesme’ye mi yerlessek biz?
7. Yorum , onur yalazı
4/Haz/2006 , 3:19 pm
erhan kesken: gece yazıyı gönderdim, yatmaya gittim aklımdan geçen dipnot; “Çeşme olmaz.” dı
neden bilmiyorum. Benim aradığım kaçış değil çünkü çeşme. Çeşme’de olmak yine İstanbul’da olmak olacak çünkü. Belki bir gün denerim bu fikri. Denemeden değil demek yanlış olur.
eyup: Alındığımı kim söyledi sadece farklı düşündüğümü farkediyorum bazen. Senden olmasa herhangi birinden alacağım tepki o. Alınmış olsam şimdi seni arayıp ne yapıyoruz diye sorar mıyım?
hımm fasıl fena fikir değil. Bir bankayı kontrol edeyim
Ali Işıngör: Aslında sizle tanışmayı ve adaya gitmeyi gerçekten istiyorum. Linux gezegeninde “farklı biri olmak” için çaba göstermeden farkınızı belli ediyor insanlara “bir tatlı huzur” veriyorsunuz. Hatta yazmanızı özellikle bekliyorum. Hafta sonu Cumartesi günü İstanbul’a dönücem. Adaya gitme davetinizi büyük bir zevkle değerlendirmek istiyorum. Tabii “Akdeniz Tembelliği”ni atmam gerek
Bir de genel not: Yazıyı tekrar okuduğumda, Anlatmak istediğimden daha da derindeymişim gibi anlattığımı farkettim. Dertliyim, bu doğru ama bu kadar da değil. Hani okuduktan sonra bir psikoloğa/psikiatra mı göndersek dedirtecek bir yazı olmuş
8. Yorum , onur yalazı
4/Haz/2006 , 3:28 pm
anon: Zannediyorum ki Ömer Fadıl sadece şaka yapmak istedi.
Ömer Fadıl Usta: Ara sıra kağıt kokusu almak gerek. Orta okulda bilgisayardan yazı okumak da kitap okumanın yerini karşılayabilir tezini savunduğumu hatırlayıp biraz utanmıyor değilim.
Unutmadan birde bu kadar uzunca ve sadece kendime not sayılabilecek bir yazıyı okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.
9. Yorum , Ömer F. USTA
4/Haz/2006 , 8:43 pm
anon: ewt ufak bir şaka yapalım istedik fazla ciddiye alındık
Onur : Yalnış anlaşılmamamı sağladığın için teşekkür ederim. Kitaplar konusunda sonuna kadar haklısın onlardan alacağın zevki asla bir likit kristale bakarak alamazsın.
( ben asla alamadım ) He bu arada aklıma gelmişken fantezi , polisiye , korku ve bilim kurgu romanlarından oluşan koca bir kütüphanem var ne zaman istersen kitap değiştokuşu veya odünç kitap verebilirim.
Sadece ne tür roman veya kitaplardan hoşlandığını söyle yeter.
10. Geri Besleme , free xxx video
23/Haz/2007 , 1:45 pm
free xxx video…
i agree…