Your Results:
you are, Spider-Man
|
You are intelligent, witty, a bit geeky and have great power and responsibility. ![]() |
Arşiv:
...
Your Results:
you are, Spider-Man
|
You are intelligent, witty, a bit geeky and have great power and responsibility. ![]() |
Bir rüya dünyasına daldım bu gece. Yıllardır yapmadığım bir şeyi yaptım. Muhsin Ertuğrul sahnesinde Çalıkuşunu izledim. Hayatın farklı yüzünden de bakmak lazım zaman zaman. Hayata “yetişir” demek istediğiniz zamanlarda farklı hayatları yaşamak lazım.
Beni Osmanlı’ya götürdü sahne Sanki Martıların altındaki bir köşkte oturuyordum da, Çalıkuşu el sallasam göz kırpacaktı bana. Fransız özentisi olsa da içimizdeki zerafetin yansımasını gördüm sahnede. Tuvalet içindeki güzel ve zarif bayanın öptürmek için el uzatması.. Sanki her an beklediğimiz ama sadece bir “na’ber” diye geçiştirdiğimiz içgücü. Şekilci oladığımı sandığım halde ne kadar da şekle dikkat ettiğimi gösterdi bana “Gül be Şeker” nam-ı diğer “ipek böceği”. Gerçi doğudan gelen bir şibumi hissiyatım olduğunu da asla inkar edemem ya.
Oyunu izlerken bir yandan da günümüzün bayalığını yaşadım içimde. Zayıflık.. Modernizmin getirisi ya da götürüsü mü demeliyim? Çalıkuşu’nun hiç eskimeyeceğini düşünmenin bir talihsizlik olduğunu gözümle görüyorum. Aslında Çalıkuşları’nı eskitiyoruz. Baş ucumuzda ki bir roman içine sıkıştırıp bırakıyoruz. Baydıkça da ona bakıyoruz kafesdeki bir kuşu sever gibi. Aslında o hep orada duruyor hissi ne acı.
Tabii bunları söylerken Neşat Nuri Güntekin‘in başucu eserine hakaret ettiğim düşünülmesin. Eskiyor ama eskidikçe ona bakıp daha bir hisleniyoruz. Kaybettiklerimi anlatan eserlerde biri Çalıkuşu. Taş bir yazıt gibi. Ne kadar günümüzden uzaklaşırsa uzaklaşsın, orada olmamasınin eksikliği hissedilecek bir dikilitaş sanki. Orada durdukça o gençleşecek, biz eskiyeceğiz.
DipNot: Bu yazı aslında 2 gün önce yazıldı. Ancak buraya aktarabildim.
Bir kaç gündür Solaris ve Oracle ikilisi ile uğraşıyorum. Öncelikle Solaris üzerinde nasıl yazılım kurabileceğim ile başladım işe. pkgadd ve pkginfo bana pek yardımcı olmadı. O yüzden pkg_get ile tanıştım. bir anda Solaris güllük gülistanlık gibi gelmeye başadı bana
Tabii, yama yapma gereksinimi duyanda kadar. Yamalar içinde bağımlılık aramak, zamanı geçmiş yamaların, yenilerini bulmaya çalışmak filan tam bir işkenceydi. Ancak asıl beni koparan şey yamayı kurarken karşıma çıktı, yamanın kurulması için yeterli alan olup olmadığını bulmak için “Dry Run” methodunu kullanıyorum diyor?!? Acaba bu benim bildiğim dry run mı?
Gerçi halen daha üzerinde hangi donanım var anlayabilecek kadar bilgim yok. Unix’ler birbirinden ne kadar da farklı ..
If you’re a UNIX user, all UNIX are pretty much the same. If you’re a UNIX programmer, all UNIX are a little bit different. If you’re a UNIX system admin, all UNIX are completely different! That’s coming from ULTRIX, AIX, HP-UX, Solaris, and Digital UNIX experiences. Might as well count Linux, too.
Bugün şuna karar verdim, Oracle gerçekten “kıl”
Kurabilmek için dahi ORACLE_HOME çevre değişkenini tanımlamış olmam gerekiyor. Bunu keşfedene kadar bütün günümü harcadım. Tabii bunun yanı sıra X zorunluluğu da ap ayrı bir yazı konusu. Belki de X olmadan da kuruluyordur. Tabii nasıl bir işkence haline geliyordur Allah bilir.
Sun biraz rahatsıza bağladı sanırım. UltraSparc ın verilog kodlarını Mart2006 ya kadar açacağını duyurdu. http://hardware.slashdot.org/article.pl?sid=05/12/06/2232237&tid=102&tid=137
Ayrıca artık .eu alan adları satışa çıktı. http://it.slashdot.org/it/05/12/07/1628230.shtml?tid=95&tid=230&tid=218
Esaretin Bedeli – The Shawshank’s Redemption
Red’den alıntı:
Let me tell you something my friend. Hope is a dangerous thing. Hope can drive a man insane.
“Birader sana bişey söyleyeyim; Ümit tehlikeli bir şeydir. Ümit adamı delirtebilir.”
Domates yetiştirme ümidi de öyle sanırım. Domates yetiştirmek için deli olmak, domates yetiştirirken delirmek. Paradoks mu? Sadece ümit.
Uzun zamandır yazmak istediğim halde yazmamıştm. Aslında vakit olmadığı içinde sayılmaz yazabilecek kadar vaktim olmuştu. Üstelik yazacak şeylerde vardı.
Öncelikle nereden başlasam, sanırım beni en çok etkileyen şeyden başlamalıyım, dün gece Istanbul da yaşadığımı ve yaşamak istemediğimi bir kez daha anladım. Gece saat 11 gibi çıkıp eve gidecektim. Çok hafif yağmur yağıyordu. Çok yorgun olduğum için taksi beklemeye başladım. O kadar yorgundum ki sabah bile sağ ayak baldırımda kramp ile uyandım. (Yaşlandığım için diyenler var ama, bu sadece çooooook yorgun olduğumda başıma gelen nadir bir olay. Hani daha önce de başıma geldi ordan biliyorum. Gerçi yaşlandığım da doğrudur ya
) Neyse sadede döneyim. Taksi beklerken servis olduğunu sandığım bir minibüs yaklaştı ve taksi mi beklediğimi sordu. Evet diyince gel ben götüreyim dedi. İstanbullu olmadığımdan mıdır? Şapşallığımdan mıdır nedir bindim. Adama teşekkür ettim aldığı için. O da
“Önemli değil” yerine “Taksi ye vereceğin parayı bana verirsin” dedi. Tabii bir anda kim olduğum, nerede olduğum, nasıl bir şehirde yaşadığım gibi sorular, vücüt bularak cevaplarına kavuştu. Sadece “Canın sağolsun” diyebildim. Hem de ne kadarlık yol biliyor musunuz? 2 YTL lik..
Artık nerede yaşadığımı daha fazla göz önünde bulundurmam gerekiyor sanırım. Şimdi Kurtlar vadisindeki Halo’nun, kendisini yoldan alıp evine götüren traktörün şöförü “ne borcu” dediğinde, “Gözünü sevdiğimin Memleketi” diye sevindiğini daha çok anlıyorum.
Neyse böyle de bir maceram olmuş oldu.
Bundan önce de bir macera yaşadım. O çok daha yorucu olmuştu. Mersin’den Istanbul’a dönerken uçak kaçırdım. Ve otobüsle döndüm! Sakın ama sakın bunu evde denemeyin. Problem Direk Adana yapması gereken otobüs, o saatte direk adana yapmıyormuş. Tarsus’a gidiyormuş.
Bu kıssanın hissesi:
1- Karayolu ile 5 – 6 saatten uzun yolculuk yapmayın.
2- Uçağa biniyorsanız kaçırmayın.
3- Uçak bileti alıyorsanız, gideceğiniz yönde son uçuş olmaması hayrınızadır.
4- Uçağa binmek için farklı bir şehire gidecekseniz. Normalde ulaşmanız gereken saatten en az 1 saat öncesini hedefleyin
Biraz da ilginç haberler;
1. Tek harflik alan adları düşünülüyor. http://www.ecommercetimes.com/story/47575.html
2. İlk yüz nakli oldu, olacak. http://www.cnn.com/2004/TECH/science/05/26/face.transplant/
3. XBox360 ların kilitlenme sorunu, güç kaynağını havada salladırarak (iple bir yere ağlanmalı veya altı da hava alacak bir biçimde ağzı açık bir kutu üzerine konarak) çözüldü. http://xbox360.joystiq.com/entry/1234000560069617/
4. Lego MindStorm serisini iyice daralttı. http://slashdot.org/article.pl?sid=05/11/28/0443232&tid=159&tid=1 ( Ve Can da Lego mind storm aldı. )
Daha var mı? Vardır sanırsam. yavaş yavaş.. Bir anda olmuyor. Araştırmacı, kopyala yapıştırcı blogcu Onur Yalazı iyi günler diler, efenim. Sağlıcakla kalın.