199 bin 940 öğretmen adayı: Sınıfta kaldınız!

İşsiz öğretmenlerin sayısı resmi verilere göre 200 bin…
Sonunda dayanamadılar ve Ankara’da üç gün süren bir açlık grevi yaptılar.
Amaçları; siyasetçilerin, bürokratların, medyanın ve kamuoyunun dikkatini çekmek, sorunlarına çözüm bulunmasını sağlamaktı.
Peki; kaç öğretmen adayı katıldı bu eyleme?
Sadece 60…
Güvenliği sağlamak için görevlendirilen polislerin sayısı bile 300’dü oysa!
***
Ne zaman bilgisayarımı açıp e-postalarıma baksam; işsiz öğretmenlerin çığlıklarını içeren en az 10-15 mektupla karşılaşırım.
Öyle içten anlatırlar ki dertlerini, okuyanın gözlerinin yaşarması işten değildir:
“Senelerce okuduk, sonuçta öğretmen açığı da var. Ama devlet bizi görevlendirmiyor. Siz de bizimle ilgilenmiyorsunuz, sahip çıkmıyorsunuz.”
***
Ben elimden geldiğince sahip çıktım onlara; sesleri olmaya çalıştım!
İçtenliklerine aldanıp, sorunlarını duyurdum, taleplerini anlattım.
Şimdi bu bilgisayar edebiyatçısı (!) öğretmen adaylarına soruyorum:
Sadece bana e-posta gönderip “ilgi” isteyenlerinizin sayısını toplasam, bin kişiyi bulursunuz!
Madem size sahip çıkılmasını bu kadar çok bekliyorsunuz…
O zaman Ankara’daki eyleme neden katılmadınız?
Neden oradaki kader arkadaşlarınızı yalnız bıraktınız?
Neden sadece bilgisayar başına geçip, bize laf yetiştirmekle yetindiniz?
***
Bu soruların yanıtını ben vereyim mi çocuklar?
Çünkü; çoğunuz korkaksınız!
Polis kordonunda üç gün geçirmekten, fişlenmekten, kara listeye alınmaktan, coplanmaktan, sorguya çekilmekten, gözaltına alınmaktan kortunuz…
Bu yüzden de tırstınız!
60 fedaiyi gaza getirip Ankara’ya gönderdiniz ve bir parkta yalnız bıraktınız.
Ziyaretlerine bile gitmediniz.
Kollarına girip, açlıktan tutmayan dizlerine derman olmadınız.
Eylemi de, duyuruyu da, çözümü de hep başkalarından istediniz.
Sadece ağzınızı kocaman açarak, armudun pişmesini beklediniz!
Biliyorum; suç sizde değil; sizi bu kadar korkutanlarda!
Ama… Sorunlarınızın çözümü için kenetlenmediğiniz sürece; sakın bir daha benim posta kutuma mektup atmayın!
Kulaklarınızı öyle bir çınlatırım ki, örsünüz zedelenir.
***
Size böyle uzun uzun dert anlatmamın nedenine gelince:
Biliyorum ki çoğunuz, er ya da geç amacınıza ulaşacaksınız. Çocuklarımızı, torunlarımızı eğiteceksiniz.
Sakın onları kendiniz gibi “uyanık” yetiştirmeyin!
60 arkadaşınız gibi, taşın altına ellerini koymayı öğretin onlara… Yürekli olmayı öğretin.
Dayanışmayı sanal değil, sapına kadar yapmayı öğretin.
Eğer bunları öğrenemeyecek ve torunlarımıza, çocuklarımıza öğretemeyecekseniz…
Zaten öğretmenlikten vazgeçin…
Yakışmazsınız!
*****
Mustafa Mutlu