Devrim günlüğünde yazınca öğrendim, hemen telefona sarıldım. İnsan söyleyecek söz bulamıyor. Teselli edilemez insan bu durumda. Hiç bir kelime icat edilmemiştir daha bu duruma uygun.. 2 buçuk sene önce yaşadım ben de aynısını. O zaman Ekşi sözlük‘e şu cümleler dökülmüştü içimden..

Her okuduğumda ağladığım cümleler. Belki ağlamak istemezsiniz okumayın gerisini o zaman. Ekşi sözlük’de çok insan ağlattım sanıyorum.

Babanın ölmesi

Bütün girilen kayıtları okurken, şimdiye kadar belkide hiç dökmediğiniz kadar göz yaşlarını, inci taneleri biçiminde ona hediye ettiğiniz, uzaktan anlaşılması, yakından yaşanması inanılmaz bir durumdur babanın ölmesi.

Yaşlandığını, sağlık sorunları olduğunu bildiğiniz halde nadiren aklınıza geldiğinde alışmak gerekir mi dediğiniz durum. Ancak yaşandıktan sonra kolay alışıp hiç kaldıramayacağınızı öğrendiğiniz durum. Son görüşmeminizde “Evet gelemiyorum baba, 23 nisan çocuk bayramı galiba bende büyüdüm artık” diyerek ağladığınız durumdur. Ama “hiç büyümeseydim de…” dersiniz ardından.

Onun her huyunu aldığınızı bilip, hiç sevmediğiniz huyları bile çok seveceğiniz durumdur aynı zamanda. Dolabındaki takım elbiseleri giyersiniz bazı bazı. Onu okşar gibi seversiniz ceketi. Hiç içmediğiniz rakı şişesini, aynı masada devirebilseydik dersiniz sonra. Keşke dersiniz “18 inci doğum gününüzde teklif ettiği telekızları” yan yana odalarda değerlendirseydik.

Bir gece rüyanızda, kapı çalıp geldiğinde “Hata olmuş, yaşıyorum. Bakın geri geldim” dediğinde ayaklarına kapanacağınız hiç aklınıza gelmeyecek bir durumdur. Karabasandır. Uyandığınızda “Morg da değil ki. Toprağa ben verdim” dersiniz. Küfredersiniz, dine küfredersiniz, adetlere söversiniz. Neden dersiniz, neden ilk cenaze namazımı onun için kılmalıydım? Neden toprağa ellerimle vermem gerekti dersiniz, kadere küfredersiniz.

Ama bilirsiniz artık o olmayacaktır yanı başınızda. Keşkeler dizilir en saçmaları ile arka arkaya. “Keşke otursakta birlikte izlesek, sevmediğimiz için ona izlettirmediğimiz, çok sevdiği kesip biçmeli ameliyat belgesellerini, kusana kadar.” keşke dersiniz keşke anlatabilsem ona, hiç yapmadığım bir şekilde o günün nasıl geçtiğini saçma salak, o gün nasıl evden çıktığımdan başlayarak, heyecanla. Keşke, keşke kafamı koysam göbeğine, bağırsak seslerini dinleyebilsem. O başımı okşarken, ani seslere birlikte gülebilsek.

En erken ölmüştür o, daha erkeni yoktur sizin için. Arkasından gitmek istersiniz ama gidemezsiniz.

Sonra kötüleşirsiniz. Odalarda dolaşırken gecenin bir vakti, ya da eve geldiğinizde anneniz yatıyorken kontrol edersiniz birşey olmasın diye. Nefes alış verişini dinlersiniz gecenin sessizliğinde, huzur veren seslerdir.

Yaşlandığınızı daha da iyi anlarsınız artık, bir kaç sene önce çocuklar sokakta amca demiş olsalarda size. Bizden geçti demek için ne kadar genç olsanız da, belki de sizden geçmiştir.

Artık herşey geçmiştir. Sadece ardından dökülecek göz yaşları vardır.

Bu kaydı girdikten sonra bu şiiri de okudum. Paylaşalım mı?

sizin hiç babanız öldü mü?
benim bir kere öldü kör oldum
yıkadılar aldılar götürdüler
babamdan ummazdım bunu kör oldum
siz hiç hamama gittiniz mi?
ben gittim lambanın biri söndü
gözümün biri söndü kör oldum
tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
söylelemesine maviydi kör oldum
taşlara gelince hamam taşlarına
taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
taşlarda yüzümün yarısını gördüm
bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
yüzümden ummazdım bunu kör oldum
siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreyya

Türker, tekrar başınız sağolsun..