Merhaba, Bir süredir yazmıyordum. Ya da yazıyordum Gezegene ulaşmıyordu. Umarım artık ulaşır.

Dünden önceki gece, annem bir anda geldi ve bana Şerefsiz’i sordu.. Şerefsiz yoktu. Aradık taradık. yoktu. Evde bakmadığımız delik kalmadı.

Komşularda da bulunmaması bizi iyice heyecanlandırdı. Uçmadı ya bu kedi? Arama alanını genişlettik. 6. Kattan atlarsa – aman Allah’ım, düşünmesi bile kötü – çakılır diye düşündük. İçimiz gitti ama yine de aradık. Hiç birşey bulamadık. Ne bir iz ne bir parça kan? Yandaki arsaya da baktık ama yine de yoktu.

Eve elimiz boş döndük. Bütün gece balkonda oldu gözlerimiz. Yoktu. Ta ki dün geceye kadar.

Bir kedi ağlaması duyduğunu söyledi kardeşim. “Ses geliyor sana” desem de balkondan bende bir ses duydum. Öncelikle kardeşim atladı sokağa. Arsanın yanındaki inşaattaydı bitkin bir halde. 1 gün önceki güçlü ve kendinden emin aslan parçası gitmiş, ağlıyordu masumca.. O kadar korkmuştu ki benden bile kaçtı öncelikle. Sonra kucağıma aldım, sıcaklığımı hisetti saldı kendini. Ne olduğunu, ne olacağını boşverdi.

Ayakları sekiyordu. Yüzünde de, önce zift zannettiğim ama sonradan pıhtılaşmış olduğunu anladığım kapkara kan vardı. Neyse yaşıyordu. Ayağını da kırmışa benzemiyordu. Öksürüp tıksırıyordu ve yemek dahi yiyemiyordu çökmüş olduğu halde.

Bu sabah iyi olduğu ama damağının yarılmış olduğunu gördük veterinerde. Sabaha kadar hiç bişey yiyememişti. Veterinerin verdiği ıslak mamayı görünce kıtlıktan çıkmış gibi saldırdı. Tüm derdi anlaşılmıştı. Damağı yüzünden öksürüyor ve bişey yiyemiyordu.

Eve geldiğinden beri uyuyor. Biraz da zor yürüyor. Ama iyileşecek. Az önce annemin yanında uyurken mırlamaya bile başlamış.. Eşek sıpası. Eminim en yakın zamanda yine kanatlanmak isteyecek, kalbimizi de hoplatacak yerinden. İyileşsinde bir çaresine bakarız.

Bu arada blogyeri ne selamlar :)